<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Damla Uçar &#8211; Ay Hukuk B&uuml;rosu</title>
	<atom:link href="https://www.ayhukuk.net/author/damla/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ayhukuk.net</link>
	<description>Avukat &#220;mit AY &#124; Fethiye Law Office</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2023 09:09:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.5.16</generator>

<image>
	<url>https://www.ayhukuk.net/wp-content/uploads/2018/09/ay512-150x150.png</url>
	<title>Damla Uçar &#8211; Ay Hukuk B&uuml;rosu</title>
	<link>https://www.ayhukuk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 19. Ceza Dairesi, Esas No.: 2018/3834, Karar No.: 2019/8944, Karar tarihi: 27.05.2019</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/t-c-yargitay-baskanligi-19-ceza-dairesi-esas-no-2018-3834-karar-no-2019-8944-karar-tarihi-27-05-2019/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2023 09:09:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1715</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İçtihat Metni&#8221; Görevi kötüye kullanma suçundan şüpheliler &#8230; ve &#8230; haklarında yürütülen soruşturma evresi sonucunda Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 23/08/2017 tarihli ve 2017/9592 soruşturma, 2015/4820 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine dair mercii Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/10/2017 tarihli ve 2017/4395 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı&#8217;nın 24/01/2018 gün ve 2017/12612 sayılı kanun yararına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>Görevi kötüye kullanma suçundan <mark>şüpheliler</mark> &#8230; ve &#8230; haklarında yürütülen soruşturma evresi sonucunda Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca <mark>verilen</mark> 23/08/2017 tarihli ve 2017/9592 soruşturma, 2015/4820 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine dair mercii Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/10/2017 tarihli ve 2017/4395 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı&#8217;nın 24/01/2018 gün ve 2017/12612 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/02/2018 gün ve KYB. 2018/8399 sayılı ihbarnamesi <mark>ile</mark> dairemize gönderilmekle okundu.<br>Anılan ihbarnamede;<br>5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada kanuna uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar <mark>verebileceği</mark> yönündeki açıklamalar karşısında,<br>Dosya kapsamına göre, müşteki vekilinin Ziraat Bankası Süloğlu Şubesinden belge talebinde bulunduğu, banka tarafından <mark>verilen</mark> cevabi yazıda vekilin yetkili kılındığı 22/01/2009 tarihli ve 507 yevmiye nolu genel vekaletnamede, Ziraat Bankası Şubelerinden belge talep etme ilgili yetki verilmediğinden bahisle olumsuz cevap verildiği, alınan olumsuz cevap üzerine müşteki vekilince banka <mark>görevlileri</mark> hakkında suç duyurunda bulunulduğu, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma evresi sonucunda, taraflar arasındaki olayın hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun 2/3. maddesindeki &#8220;Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları <mark>ile</mark> kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, <mark>sigorta</mark> şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin <mark>mahkemeden</mark> alınabilir.&#8221; hükmü karşısında, müşteki vekilinin bankadan talep ettiği belgelerin kendisine verilmesi gerektiği hususunun kanundan kaynaklanan bir zorunluluk olduğu, ancak banka <mark>görevlilerinin</mark> bu talebi yerine getirmeyerek görevlerinin gereklerine aykırı davrandıkları anlaşılmakla, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca <mark>verilen</mark> takipsizlik kararının usul ve yasaya aykırı olduğu, bu <mark>nedenle</mark> itirazın kabûlü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,<br>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun &#8220;Avukatlığın amacı:&#8221; 2. maddesi;<br>&#8220;(Değişik birinci fıkra : 2/5/2001 &#8211; 4667/2 md.) Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.<br>Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve <mark>kişilerin</mark> yararlanmasına tahsis eder.<br>(Değişik ikinci fıkra: 2/5/2001 &#8211; 4667/2 md.) Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları <mark>ile</mark> kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, <mark>sigorta</mark> şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin <mark>mahkemeden</mark> alınabilir.&#8221; hükmünü amirdir.<br>1136 sayılı Kanun&#8217;un 2. maddesinde değişiklik yapan 4667 sayılı Kanun&#8217;un genel gerekçesinde; &#8220;Savunmanın yargının temel unsurlarından birisi olduğu düşüncesinden hareketle, avukatlık mesleğinin günümüz koşullarına göre en iyi şekilde yapılabilmesi için tasarıyla avukatlara görevlerini yerine getirmelerinde yardımcı olacak kuruluşlara açıklık <mark>getirilerek</mark> bu kuruluşlardan bilgi ve belge toplama yetkisi verilmektedir&#8230;&#8221; şeklinde, madde gerekçesinde ise; &#8220;Avukatlık Kanunu&#8217;nun 2. Maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan &#8220;adli <mark>merciler</mark> ve diğer resmi daireler&#8221; ibaresi yerine bu kurum ve kuruluşlar <mark>genişletilerek</mark>, &#8220;kamu iktisadi teşebbüsleri, kamu kurum ve kuruluşları, özel ve kamuya ait bankalar ve diğer kurum ve kuruluşlar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmakla yükümlü&#8221; tutulmuşlardır. Adli <mark>merciler</mark> tabiri ise, yargı organları şeklinde değiştirilmiş ve emniyet makamları da madde kapsamına alınmış, ayrıca avukatlara belge toplayabilme yetkisi verilmiştir&#8230;&#8221; şeklinde, kanun koyucunun amacı, kimleri avukatlara bilgi ve belge vermekle yükümlü (zorunlu) kıldığı açıkça belirtilmiştir(https://www2.tbmm.gov.tr/d21/1/1-0422.pdf).<br>Kanun metninden ve gerekçesinden açıkça anlaşılacağı üzere; madde metninde yazılı kurum ve kuruluşların (özel veya kamuya ait bankalar dahil olmak üzere) avukatların görevini yerine getirmesinde gerek duyacağı bilgi ve belgeleri incelemelerine sunmak zorunda olduğu, vekaletname ibrazı halinde ise avukatlara müvekkilleriyle ilgili bu belgelerden örnek vermek zorunda olacakları düzenlenmiştir.<br>Suç ve şikayet tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK&#8217;nin &#8220;Görevi kötüye kullanma&#8221; başlıklı 257. maddesi;<br>&#8220;(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olan ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası <mark>ile</mark> cezalandırılır.<br>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olan ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası <mark>ile</mark> cezalandırılır.&#8221; hükümlerini amirdir.<br>Buna göre; TCK&#8217;nin 257. maddesinde yazılı &#8220;görevi kötüye kullanma&#8221; suçunun faili; &#8220;kamu görevlisi&#8221;dir.<br>5237 sayılı TCK&#8217;nin 6/(1)-c. maddesinde kamu görevlisi;<br>&#8220;&#8230;c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,&#8230; Anlaşılır.&#8221; şeklinde açıkça tanımlanmıştır.<br>Suçun hukuki konusu; kamu <mark>görevlileri</mark> tarafından <mark>üstlenilen</mark> ve toplum adına icra <mark>edilen</mark> kamu görevidir. Bu <mark>nedenle</mark>, görevi kötüye kullanma suçunun mağduru da toplumdur. Suçun maddi unsuru (fiil); maddenin 1. fıkrasında &#8220;görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olmak ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlamak&#8221;, 2. fıkrasında ise; &#8220;görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olmak ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlamak&#8221; olarak belirtilmiştir.<br>5271 sayılı CMK&#8217;nin &#8220;Kamu davasını açma görevi&#8221; başlıklı 170. maddesi;<br>&#8220;(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.<br>(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.<br>&#8230;<br>(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da <mark>ileri</mark> sürülür.&#8221;,<br>&#8220;Kamu davasını açmada takdir yetkisi&#8221; başlıklı 171. maddesi;<br>&#8220;(1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.<br>(2) 253 üncü maddenin ondokuzuncu fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet savcısı, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup, üst sınırı bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir&#8230;&#8221;<br>&#8220;Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar&#8221; başlıklı 172. maddesi;<br>&#8220;(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde <mark>edilememesi</mark> veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören <mark>ile</mark> <mark>önceden</mark> ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.<br>(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz&#8230;&#8221; hükümlerini amirdir.<br>Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 28.04.2009 tarihli, 2009/6-35 E., 2009/103 K. sayılı kararında ve pek çok emsal kararında da belirtildiği üzere;<br>&#8220;&#8230;Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Ancak soruşturma sırasında maddi gerçeğe ulaşmak için nasıl bir yol izleyeceğine ve hangi kanıtların toplanması gerektiğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Aslında suçların çeşitliliği ve toplumsal yaşamın karmaşıklığı göz önüne alındığında böyle bir düzenlemenin çok da isabetli olmayacağı kuşkusuzdur. Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacına yönelik olarak hangi tür olaylarda hangi yolları takip edeceğine ilişkin mevzuatta bir açıklık bulunmamakla birlikte bu husus tamamen bilinmeyen bir konu da değildir. Daha önce karşılaşılan benzer olaylardaki hareket tarzı yoluyla kazanılan ve mesleki birikim olarak <mark>isimlendirilebilecek</mark> tecrübe, yargısal kararlar ve öğreti, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için Cumhuriyet savcısının yolunu aydınlatmaktadır&#8230;&#8221; şeklinde soruşturma aşamasında hangi delillerin <mark>toplanabileceği</mark> hususunun Cumhuriyet savcısı tarafından, her olayın özelliğine göre mesleki bilgi ve birikimi çerçevesinde belirleneceği, bu husustaki takdir yetkisinin hiçbir zaman ucu açık veya keyfi bir yetki olarak kullanılamayacağı anlatılmaktadır.<br>Yukarıda yazılı mevzuat, gerekçe metni ve emsal içtihat ışığında, kanun yararına konu somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde;<br>Şikayetçi (suçtan zarar gören) vekilinin <mark>dilekçesinde</mark> adı geçen banka <mark>ile</mark> arasındaki yazışmaların birer örneğini, vekaletname suretini şikayet <mark>dilekçesine</mark> eklediği ve banka <mark>ile</mark> arasında yaşanan olayları delilleriyle anlattığı, ancak Cumhuriyet savcısı tarafından; <mark>ileri</mark> sürülen iddiaların doğruluğuna dair yapılan yazışmaların aslı gibi bir örneğinin ve konu hakkında <mark>başvurana</mark> <mark>neden</mark> bilgi verilmediğine dair savunmanın ilgili bankadan istenmediği, <mark>şüphelilerin</mark> bu hususta ifadesinin alınmasına başvurulmadığı, şikayet tarihinden (22.08.2017) bir gün sonra (23.08.2017) &#8220;avukatın bankadan istediği belgelerin temini için Sulh Hukuk Mahkemesinde bir delil tespiti davası <mark>açabileceği</mark>, bu <mark>nedenle</mark> taraflar arasındaki olayın bir hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu&#8221; gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verildiği görülmektedir.<br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun, sadece avukatlar için değil, avukatlar dışında ilgili görülen tüm muhataplar için de (özel veya kamu tüzel <mark>kişileri</mark> de dahil olmak üzere) uymaları gereken kuralları düzenlediği, banka çalışanlarının, <mark>vekalaletname</mark> <mark>ile</mark> <mark>başvuran</mark> <mark>mirasçı</mark> <mark>vekiline</mark> <mark>vefat</mark> <mark>eden</mark> <mark>babasının</mark> <mark>sigorta</mark> <mark>evraklarını</mark> <mark>vermemesi</mark> <mark>eyleminin</mark>, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu iddiası <mark>ile</mark> haklarında TCK&#8217;nin 257. maddesinde düzenlenen &#8220;görevi kötüye kullanma&#8221; suçundan kamu davası açılması için dosyada toplanan başvuru evrakı ve bankanın yazı cevabının yeterli şüpheyi oluşturacak delil olarak nitelendirilmesi gerekeceği, şayet kamu davası açmak için bunlarla <mark>yetinilemeyeceği</mark> kanaati hasıl olursa, bu kez yazışma belgelerinin aslı gibi onaylı örneğinin ilgili bankadan <mark>istenebileceği</mark> ve memurların bu şekilde cevap vermelerini gerektiren bir mevzuat veya emir varsa bunun araştırılması için ifadelerinin <mark>alınabileceği</mark>, bunun dışında sırf &#8220;uyuşmazlığın hukuki ihtilaf olduğu&#8221; gibi subjektif ve maddi dayanağı olmayan bir gerekçeyle kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar <mark>verilemeyeceği</mark>, somut olayda şikayetin bir gün sonrasında hiçbir işlem yapmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veren Cumhuriyet savcılığının şikayetçi tarafından sunulan delillerin hangi gerekçeyle atılı suçu oluşturduğuna dair yeterli bir şüphe oluşturmayacağından bahsetmediği, keza itirazı inceleyen merciin <mark>başvuranı</mark> veya toplumu tatmin <mark>eden</mark> bir gerekçe olmaksızın itirazın reddine karar verdiği anlaşılmakla,<br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu <mark>nedenle</mark> yerinde görüldüğünden, Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/10/2017 tarihli ve 2017/4395 değişik iş sayılı kararının CMK&#8217;nin 309/4-a. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin, kararı veren mahkeme tarafından, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yerine getirilmesine, 27/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 4. Ceza Dairesi, Esas No.: 2022/9610, Karar No.: 2022/22004, Karar tarihi: 08.11.2022</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/t-c-yargitay-baskanligi-4-ceza-dairesi-esas-no-2022-9610-karar-no-2022-22004-karar-tarihi-08-11-2022/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 08:40:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1711</guid>

					<description><![CDATA[4. Ceza Dairesi         2022/9610 E.  ,  2022/22004 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; KARAR Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan şüpheli &#8230; hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda &#8230; Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 15/09/2021 tarihli ve 2021/6266 soruşturma, 2021/3660 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin merci &#8230; Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/10/2021 tarihli ve 2021/3374 değişik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>4. Ceza Dairesi         2022/9610 E.  ,  2022/22004 K</strong>.</p>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>KARAR<br><br>Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan şüpheli &#8230; hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda &#8230; Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 15/09/2021 tarihli ve 2021/6266 soruşturma, 2021/3660 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin merci &#8230; Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/10/2021 tarihli ve 2021/3374 değişik iş sayılı sayılı kararının Adalet Bakanlığı <mark>tarafından</mark> kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın 08/06/2022 gün ve 2022/71209 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:<br>İstem yazısında; &#8221; Dosya kapsamına göre, müştekinin, <mark>şüpheliler</mark> <mark>tarafından</mark> <mark>kullanmakta</mark> <mark>olduğu</mark> <mark>cep</mark> <mark>telefon</mark> <mark>hattına</mark> kısa <mark>mesaj</mark> <mark>göndererek</mark> hakkında icra takibi yapılacağının belirtilmek suretiyle kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun işlendiği iddiasıyla yapılan şikayet üzerine başlatılan soruşturma neticesinde herhangi bir soruşturma işlemi yapılmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,<br>5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,<br>&#8230;Cumhuriyet Başsavcılığı <mark>tarafından</mark> 08/09/2021 tarihinde alınan müşteki beyanında, şikayete konu <mark>mesajın</mark> incelendiği, <mark>mesaj</mark> gönderen kişinin &#8230; Ltd. <mark>olduğunun</mark> ve <mark>mesaj</mark> içeriğininde &#8220;sayin &#8230;- dosyanız icra takibi başlatılması için hukuk ofisine devredilmiştir. &#8230; www&#8230;.hukuk.com &#8230;&#8221; şeklinde ifadeler yer aldığının tespit edildiği, bu kapsamda <mark>mesaj</mark> gönderen &#8230; Ltd. isimli şirkete ait mevcut ise ticaret sicil kayıtlarının getirtilip gerçek bir ticari işletme olup olmadığının tespit edilerek, gerçek olması halinde müşteki ile ilgili şirket arasında ticari bir ilişkisinin olup olmadığının araştırılması, anılan ticari işletmenin yetkili ve/veya sahiplerinin tespit edilerek savunmalarının alınması sonrası suç nitelendirmesi ve hukuki durumun tayin ve takdir edilmesi amacıyla soruşturmanın genişletilmesine,<br>Diğer yandan, şüpheli &#8230; isimli Hukuk Bürosu&#8217;na ilişkin gerekli araştırmanın yapılarak gerçekte böyle bir hukuk bürosunun olup olmadığının tespit edilerek, ilgili avukat/avukatların kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, şikayete konu eylem nedeniyle de, benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 27/03/2018 tarihli ve 2017/6844 esas, 2018/ 4309 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, müştekinin iddiası doğrultusunda, şüpheli / <mark>şüphelilerin</mark> eylemlerinin görevinden doğan veya görev sırasında işlenmiş bir suç niteliğinde görülerek, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun 58. maddesinin 1. fıkrasında yer alan &#8221;Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlarından dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı <mark>tarafından</mark> yapılır.&#8221; şeklindeki düzenlemeye istinaden soruşturma izni verilip verilmeyeceğinin takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığı&#8217;na gönderilmesi gerektiği nazara alınmadan, atılı suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle genel hükümler uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı <mark>olduğu</mark> cihetle, itirazın bu yönden kabulüne, Karar verilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.&#8221; denilmektedir.<br>Hukuksal Değerlendirme:<br>Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu ile korunan hukuki yarar kişi özgürlüğünün korunması ve bireyin, psikolojik ve ruhsal bakımdan rahatsız edilmemesi ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, kanun metninde yazılı bulunan <mark>telefon</mark> etme, gürültü yapma ya da aynı maksatla, hukuka aykırı bir davranışta bulunulması eylemlerini bir kez yapmasının yeterli olmadığı, eylemlerin ısrarla tekrarlanması, süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile işlenmesi gerekmektedir.<br>İncelenen somut olayda; müştekinin <mark>kullanmakta</mark> <mark>olduğu</mark> <mark>cep</mark> <mark>telefonuna</mark> şüpheli/<mark>şüpheliler</mark> <mark>tarafından</mark> 1 adet kısa <mark>mesaj</mark> <mark>göndererek</mark> hakkında icra takibi yapılacağının belirtildiği, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşabilmesi için fail/faillerin eylemlerini bir kez yapmasının yeterli olmadığı, eylemlerin ısrarla tekrarlanması, süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile işlenmesi gerektiği ancak somut olayda eylemin 1 kez gerçekleşmesi nedeni ile ısrar şartının oluşmadığı, <mark>mesajın</mark> göndericisi olarak gözüken şirketin varlığının araştırılması ve bahse konu hukuk bürosu çalışanları ile ilgili Adalet Bakanlığı’ndan izin alınması için soruşturmaya konu bir suçun bulunmasının gerektiği ancak incelenen dosyada ısrar şartının oluşmaması nedeni ile suçun oluşmadığı anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar yerinde olup, mercii <mark>tarafından</mark> verilen itirazın reddi kararı da yerinde görüldüğünden, kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir.<br>Sonuç ve Karar.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK&#8217;nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, 08/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 15. Ceza Dairesi, Esas No.: 2017/1324, Karar No.: 2017/10705, Karar tarihi: 10.05.2017</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/1704-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2023 08:33:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1704</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ağır Ceza MahkemesiSUÇ :&#160;Nitelikli&#160;dolandırıcılıkHÜKÜM : Beraat Nitelikli&#160;dolandırıcılık&#160;suçundan&#160;sanığın&#160;beraatine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Katılan vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 318 ve 5271 sayılı CMK&#8217;nın 299. maddeleri gereğince reddine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br>SUÇ :&nbsp;<mark>Nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark><br>HÜKÜM : Beraat<br><br><mark>Nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark>&nbsp;suçundan&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;beraatine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br>Katılan vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 318 ve 5271 sayılı CMK&#8217;nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;<br>&#8230; Grup Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olan&nbsp;<mark>sanığın</mark>, sahibinden.com isimli internet sitesine&#8230;plakalı Volkswagen marka aracın 68.000 km&#8217;de olduğunu belirten satış ilanı verdiği, katılanın ilanı görerek sanığı aradığı ve aralarındaki anlaşma sonucu katılanın aracı satın aldığı ancak aracın yetkili servise götürülmesi ile, aracın kilometre saatinin değiştirildiğinin ve&nbsp;<mark>200.617</mark>&nbsp;<mark>kilometrede</mark>&nbsp;<mark>olduğunun</mark>&nbsp;<mark>tespit</mark>&nbsp;<mark>edildiği</mark>,&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;<mark>suretle</mark>&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;<mark>nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark>&nbsp;<mark>suçunu</mark>&nbsp;işlediğinin iddia&nbsp;<mark>edildiği</mark>&nbsp;olayda;&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;katılana yaptığı satıştan yaklaşık üç ay önce aracı &#8230;Turizm Otomotiv Sanayi Şirketinden noter aracılığı ile satın aldığı ve&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;satışın araç&nbsp;<mark>200.617</mark>&nbsp;<mark>kilometrede</mark>&nbsp;iken yapıldığına dair ekspertiz raporunun &#8230; Şirketi tarafından dosyaya sunduğu, kilometre değişikliğinin servis kayıtları ile de sabit olduğu,&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;haliyle şirket adına hareket eden&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;aracı satın aldıktan sonra kilometre saatini değiştirerek, sahibinden.com isimli siteye ilan verdiği ve katılanı hileli davranışlarla aldatıp menfaat temin ettiği ancak eylemden sonra ödemede&nbsp;<mark>bulunduğu</mark>&nbsp;anlaşılmakla,&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;eyleminin 5237 sayılı TCK&#8217;nın 158/1-h maddelerinde belirtilen&nbsp;<mark>nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark>&nbsp;<mark>suçunu</mark>&nbsp;oluşturduğu ve mahkumiyetine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı gerekçeyle beraat hükümü kurulması,<br>Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun&#8217;un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 321. maddesi uyarınca, hükmün BOZULMASINA, 10/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 9. Hukuk Dairesi, Esas No.: 2022/3289, Karar No.: 2022/4955, Karar tarihi: 20.04.2022</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/1701-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2023 09:05:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1701</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İçtihat Metni&#8221; BÖLGE ADLİYEMAHKEMESİ : &#8230; 30. Hukuk DairesiDAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECEMAHKEMESİ : &#8230; 5. İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p><br>BÖLGE ADLİYE<br>MAHKEMESİ : &#8230; 30. Hukuk Dairesi<br>DAVA TÜRÜ : ALACAK<br><br>İLK DERECE<br>MAHKEMESİ : &#8230; 5. İş Mahkemesi<br><br>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:<br></p>



<p>Y A R G I T A Y K A R A R I<br><br>Davacı İsteminin Özeti:<br>Davacı vekili, müvekkilinin &#8230; bünyesinde temizlik elemanı olarak 2002 yılında işe alınarak, iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiği 13.06.2012 tarihine kadar temizlik personeli olarak çalıştığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin fesih sebebi olarak Sosyal Güvenlik Kurumu&#8217;na 29 kod numarası bildirildiğini ve &#8220;İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih&#8221; nedeni ile müvekkilinin işten çıkarıldığını, iddia edilen görüntülerde ahlaksız bir görüntü bulunmadığının &#8230; 3 Asliye Ceza Mahkemesinin dava dosyasındaki bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, müvekkilin o tarihte &#8230;&#8217;nde temizlik görevlisi olmasına rağmen &#8230; Endüstriyel Tem. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. çalışanı olarak gösterildiğini, Yargıtayın verdiği kararlarda da temizlik personelinin işvereninin Üniversite olduğunun kabul edildiğini belirterek davacının özel hayatın&nbsp;<mark>gizliliğini</mark>&nbsp;ihlal ve şantaj nedeniyle uğradığı manevi zarar sebebiyle ve çektiği acı, elem ve ızdırabı bir nebze olsun azaltmak amacıyla 100.000 TL manevi tazminatın davalılardan 30 Haziran 2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı Cevabının Özeti:<br>Davalılar vekili, davacının çalışmış olduğu hastane başhekimliğinin tüzel kişiliği ve dolayısıyla taraf ehliyetinin de mevcut olmadığını, ayrıca davacı ile üniversite arasında da bir iş sözleşmesinin bulunmadığını, müvekkillerin &#8230; Hastanesinde çalışan 657, 2547 sayılı yasaya tabii devlet memuru olduklarını, müvekkillerin işveren sıfatı taşımadıklarını, davanın haksız fiil iddiasına dayalı olması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacının iş akdinin işvereni &#8230; Temizlik Ltd. Şti. tarafından geçerli nedenle feshedilerek kıdem ve ihbar tazminatlarının kendisine ödendiğini, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.<br>Yargılama Safhası ve İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:<br>İlk Derece Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli 2017/613 Esas 2018/247 Karar sayılı mahkemenin görevsizliğine ilişkin kararının davacı tarafın istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli 2018/3677 Esas 2018/2105 Karar sayılı kararı ile HMK&#8217;nun 353/1-a-3 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek yerel mahkemesine iade edilmesine karar verilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı üzerine yapılan yargılamada, &#8230; Üniversitesi Hastanesinde yetkili pozisyonunda çalışan davalıların, davacının da ara sıra kullandığı ve P.M. ve Y.G.&#8217;nin çalışma odası ve morg odasına görecek şekilde hukuka aykırı şekilde&nbsp;<mark>gizli</mark>&nbsp;<mark>kamera</mark>&nbsp;koydukları,&nbsp;<mark>kamera</mark>&nbsp;görüntülerinde davacı ile P.M&#8217;nin uygunsuz hallerinin görüntülendiğini belirterek davacıya istifa etmesi konusunda baskı uygulandığı, davacı ile P.M.&#8217;nın uygunsuz ilişki yaşadığına dair hastanede dedikodular yapıldığı, davacının bu olaylar nedeniyle &#8230; Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri bölümünde psikolojik tedavi gördüğü anlaşılmakla davalıların hukuka aykırı eylemleri nedeniyle davacının kişilik haklarının zedelendiği, ruh sağlığının olumsuz etkilendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile “10.000,00 manevi tazminatın olay tarihi olan 30.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.<br>İstinaf Başvurusu:<br>İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :<br>Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br>Temyiz Başvurusu :<br>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.<br>Gerekçe:<br>1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br>2-Uyuşmazlık, özel hayatın&nbsp;<mark>gizliliğinin</mark>&nbsp;ihlali nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi (818 sayılı BK 47) hükmüne göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir..<br>Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.<br>Somut olayda; davalıların özel hayatın&nbsp;<mark>gizliliğini</mark>&nbsp;ihlal suçu işlediği ceza mahkemesi kararı ile sabit olup, bu eylemleri nedeniyle de davacının iş, aile ve sosyal yaşamında ağır bir şekilde olumsuzluklara yol açtıkları ve tüm bu nedenlerle davacının psikolojik tedavi gördüğü de dosya içeriğine göre ispatlanmıştır.<br>Bu durumda, ihlal edilen hakkın niteliği, olayın oluş ve gelişim şekli gözönüne alındığında, hükmedilen tazminat miktarı az olmakla birlikte, bu miktar gelişen hukukta aranan caydırıcılık unsurunu da taşımaktan yoksundur.<br>Tüm bu nedenlerle; daha yüksek manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.<br>Sonuç:<br>Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı &#8211; 11. Hukuk Dairesi, Esas No.: 2020/1455, Karar No.: 2022/4194, Karar tarihi: 30.05.2022</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/t-c-yargitay-baskanligi-11-hukuk-dairesi-esas-no-2020-1455-karar-no-2022-4194-karar-tarihi-30-05-2022/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2023 09:36:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1699</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY İLAMITÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28.06.2018 tarih ve 2017/233 E- 2018/226 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi&#8217;nce verilen 07.02.2020 tarih ve 2018/1985 E- 2020/149 K. sayılı kararın Yargıtay&#8217;ca incelenmesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">YARGITAY İLAMI<br>TÜRK MİLLETİ ADINA</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28.06.2018 tarih ve 2017/233 E- 2018/226 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi&#8217;nce verilen 07.02.2020 tarih ve 2018/1985 E- 2020/149 K. sayılı kararın Yargıtay&#8217;ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve<br>temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi K1 tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler<br>okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Davacı vekili, müvekkilinin kendine has çizgilerle tasarladığı ve ürettiği mobilyaların 2016/05932 no&#8217;lu tasarım tescili belgesi ile korunduğunu, müvekkili ile davalı şirketin mağazalarının çok yakın olduğunu, davalı<br>tarafından müvekkilinin ürünlerinin aynısının üretim ve satışının yapıldığını Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi&#8217;nin 2017/21 D. iş dosyası ile tespit edildiğini ileri sürerek, tescilli tasarım hakkına<br>tecavüzün tespitini, durdurulmasını, önlenmesini, şimdilik 1.000.-TL maddi, 50.000.-TL manevi tazminatın, zararın tespit tarihi olan 30.05.2017 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikten davalıdan tahsilini talep etmiş,<br>31.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 10.000,00 TL&#8217;ye yükseltmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Davalı vekili, müvekkilinin ürünleri üretmediğini, sadece satış yaptığını, ürünlerin davacı tasarımına benzediğini bilebilecek durumda olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davalıya ait iş yerinde tespit edilen ürünlerin, davacıya ait 2016/05932 sayılı tescile konu ürünlerle ayniyete yakın derecede benzerlik gösterdiği, davacıya ait tescilli tasarımın başvuru tarihi olan 02.09.2016 tarihinin davalının fiili kullanımını dayandırdığı tescilli tasarımın başvuru tarihi olan 09.12.2016 tarihine göre 3 ay öncesine ait olduğu, 6769 sayılı SMK’nın 155. maddesi uyarınca marka, patent veya tasarım hakkı sahibinin, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma olarak ileri süremeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı adına 2016/05932 tescil sayılı tasarım hakkına tecavüzünün tespiti ve önlenmesine, 625,00 TL maddi tazminat ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 30.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesinde; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından taraf vekillerinin sair<br>istinaf itirazlarının esastan reddine, ancak davacı tarafça 6769 sayılı SMK&#8217;nın 151/2-b maddesi uyarınca, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanca göre yoksun kalınan kazancın tespiti istenilmiş<br>olup, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalının iş yerinde tespit edilen ürünlere göre 625 TL talep edilebileceği bildirilmiş ve değişik iş dosyası bilirkişisi raporunda 2 takımın toplam değerinin<br>7.500.-TL olduğu bildirilmiş, talep edebilecek toplam tazminatın 7.500.- TL-5.000.-TL= 2.500.-TL olduğu, zarar miktarının tam olarak tespit edilemediği kabul edilse dahi, uzman bilirkişi heyetince tespit edilen bu meblağın TBK&#8217;nın 50. maddesine uygun bulunduğu, ayrıca davalının iş yerinde bulunan ürün sayısı, ürünlerin niteliği ve değerleri ile tecavüzün süresi dikkate alındığında takdir edilen 10.000.-TL manevi tazminat miktarının yüksek olduğu değerlendirilip değinilen kriterler göz önünden bulundurularak 5.000.-TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme<br>kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davalı tarafın, davacıya ait tescilli 2016/05932 sayılı tasarım haklarına gerçekleştirdiği tecavüzünün tespitine, önlenmesine, 2.500.-TL maddi tazminat ile<br>5.000.-TL manevi tazminatın 30.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK&#8217;nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan<br>verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK&#8217;nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>2- Dava, 6769 sayılı SMK uyarınca tescilli tasarıma tecavüzün tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir.<br>Bölge Adliye Mahkemesince davalının eylemlerinin davacının tescilli tasarım hakkına tecavüz olduşturduğu gerekçesiyle tecavüzün tespiti ve önlenmesi istemlerinin kabulüne karar verilmesi, somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı SMK’nın 155. maddesinde yer alan ’’Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez.’’<br>düzenlemesi karşısında isabetli ise de, Dairemizin yerleşik uygulaması doğrultusunda tazminat istemleri açısından ayrım yapmak gerekir. Zira, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması(Trips)’nın 45. maddesinde<br>yer alan ’’Adli merciler, bilerek veya bilmek için makul gerekçeleri olmasına rağmen ihlal edici fiilde bulunan şahıs tarafından … tazminatın … hak sahibine ödenmesini emretme yetkisine sahip olacaklardır.’’<br>düzenlemesi uyarınca da, davalının eylemi tescilli tasarıma tecavüz teşkil etse bile, tazminata hükmedilebilmek için davalının tecavüze konu ürünü elinde bulunduranın ve ürünün niteliği, piyasa çevresi gibi unsurlar dikkate alındığında tescilli sınai mülkiyet hakkına tecavüz olduğunu bilmesi veya bilmesinin gerektiği unsuru arandığı gibi, SMK’nın 155. maddesinde de’’… tecavüz davasında …’’ ibaresine yer verilmekle, Yasa Koyucunun bu madde düzenlemesini tazminat istemleri bakımından koşulsuz şekilde uygulanmasını istemediği anlaşılmaktadır. Dairemizin yerleşik uygulamaları da bu doğrultudadır.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Somut olayda; davalının fiili kullanımına dayanak yaptığı tescilli tasarımının başvuru tarihi, davacının tescilli tasarımının başvuru tarihinden sonraki bir tarih olmakla, davalının kullanımını dayandırdığı tescilli tasarımı 6769 sayılı SMK’nın 155. maddesindeki düzenleme uyarınca, eylemlerin tecavüz teşkil ettiğini ortadan kaldırmaz ise de; tescilli tasarımların birbirine olan benzerliği, taraflar arasındaki ilişkiler ve yakınlık, tasarıma konu ürünün tanınmışlığı ve piyasadaki satışının yaygın olup olmadığı gibi hususlar göz önüne alınarakdavalının, davacıya ait önceki tasarımdan haberdar olup olmadığı veya önceki tasarımı bilebilecek<br>durumda olup olmadığı hususu tespit edilerek maddi ve manevi tazminat istemleri bakımından değendirilme yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi isabetli<br>olmadığından, Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>     SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin bütün, davalı vekilinin sair temyiz istemlerinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz istemlerinin<br>kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, HMK&#8217;nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi&#8217;ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz<br>ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 30/05/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/e-2020-1455-k-2022-4194-t-30-5-2022">https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/e-2020-1455-k-2022-4194-t-30-5-2022</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
