<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YARGITAY KARARLARI &#8211; Ay Hukuk B&uuml;rosu</title>
	<atom:link href="https://www.ayhukuk.net/category/kararlar/yargitay-kararlari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ayhukuk.net</link>
	<description>Avukat &#220;mit AY &#124; Fethiye Law Office</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Jun 2020 11:30:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.5.16</generator>

<image>
	<url>https://www.ayhukuk.net/wp-content/uploads/2018/09/ay512-150x150.png</url>
	<title>YARGITAY KARARLARI &#8211; Ay Hukuk B&uuml;rosu</title>
	<link>https://www.ayhukuk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tapu İptali ve Tescil İstemi / 26-02-2020</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/tapu-iptali-ve-tescil-istemi-26-02-2020/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 11:28:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1466</guid>

					<description><![CDATA[HMK'nin 12. maddesinde açıklandığı üzere, taşınmaz üzerindeki....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi </p>



<p>2020/488 E.</p>



<p>2020/807 K.</p>



<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br>
Mahkemesi:Tüketici Mahkemesi</p>



<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:</p>



<p>K A R A R &#8211;<br> Dava, yükleniciden alınan temlike dayanan tapu iptali ve tescili, olmadığı takdirde bedelin tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili; taraflar arasında akdolunan 10.04.2012 tanzim tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi uyarınca, … ili …ilçesinde bulunan ve tapu siciline 128 Ada, 5 Pafta, 13 Parsel olarak kayıtlı bulunan ana gayrimenkul üzerinde inşa edilecek A Blok, K.2, N.40&#8217;ta bulunan bağımsız bölümün davalı … şirketi tarafından sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde teslimi ve tapu tescili konusunda anlaşıldığını, müteahhit Makrom şirketi tarafından sözleşme konusu ana gayrimenkulün yapımına başlanıldığını, devamında bir takım sebeplerle birçok kez inşaatın yapımının durduğunu belirterek A Blok, 2. katta bulunan D.40 No&#8217;lu taşınmazın davacı adına tescilinin yapılmasına, sözleşmeye dayalı olarak 30.03.2012 tarihinde ödenen 500,00 TL ile 10.04.2012 tarihinde ödenen 72.500,00 TL olmak suretiyle toplamda 73.000,00 TL denkleştirici adalet uyarınca yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, … ili, … ilçesi 128 ada, 5 parsel A blok 40 No&#8217;lu dairenin üzerinde aynî hak tesisi gerektirecek tescil talebinde bulunulduğundan, kesin yetkili mahkeme HSK’nin 19.07.2007 gün ve 336 sayılı kararı uyarınca İstanbul Tüketici Mahkemelerinin yetki alanına girdiğinden yetkisizlik kararı verilmiş, karar davacı vekilince temyiz olunmuştur. Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Taşınmaz aynına ilişkin davaların taşınmazın tapu siciline kayıtlı bulunduğu yer mahkemesinde açılması gerektiği 6100 sayılı HMK&#8217;nin 12. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Taşınmazın aynına ilişkin davaların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması hakkındaki bu yetki kuralı, kamu düzenine ilişkin olup kesindir. Bu nedenle, mahkeme yetkili<br> olup olmadığını kendiliğinden gözetmek zorundadır. Somut olayda, tapu kaydının davacı adına tescili isteği HMK’nin 12. maddesinde açıklandığı üzere, taşınmaz üzerindeki bir aynî hakka ilişkin olması sebebiyle taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde bakılıp, incelenmesi gerekir. Mahkemece HSK&#8217;nin 19.07.2007 tarih ve 336 sayılı kararı gerekçe gösterilerek, … Mahkemeleri yetkili olduğundan bahisle, yetkisizlik kararı verilmiş ise de, davaya konu taşınmazın … ili, … ilçesi sınırları içinde bulunduğu, HSK&#8217;nin 19.03.2014 tarih, 129 No&#8217;lu kararı uyarınca … Tüketici Mahkemeleri&#8217;nin yetki alanının, …Ağır Cezalarının yetki alanı olarak belirlenmiş olup, taşınmazın bulunduğu yerin de … ilçesi olduğu ve …Tüketici Mahkemeleri&#8217;nin yetki alanında bulunduğu, davanın HSK&#8217;nin aldığı karar tarihinden sonra 06.11.2015&#8217;de açılmış olduğu, davaya bakmaya Bakırköy Mahkemelerinin yetkili olduğu, bu nedenle yetkili … Mahkemesi&#8217;nce işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekirken yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.   </p>



<p>SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 26.02.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişinin Vücut Bütünlüğü Dokunulmazlığı / 19-02-2014</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/kisinin-vucut-butunlugu-dokunulmazligi-19-02-2014/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 11:20:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1463</guid>

					<description><![CDATA[Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu</p>



<p>2013/621 E.</p>



<p>2014/122 K.</p>



<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br>
MAHKEMESİ : Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (İlk Derece)<br>
TARİHİ : 22/03/2013<br>
NUMARASI : 2011/5-2013/1</p>



<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 2. Hukuk Dairesince;<br> “İstek: Davacı, dava dilekçesinde; Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesince aleyhine verilen bir kararı temyiz etmek üzere başvurduğunda mahkeme başkanı O… A..&#8217;nın 20.12.2010 tarihli temyiz başvuru dilekçesini kabul etmediği gibi, şahsına hakaret ederek fiili saldırıda bulunduğunu, aynı gün hakkında bir tutanak tanzim ederek Manisa Cumhuriyet savcılığına gönderdiğini, 23.12.2010 tarihli ve 2010/427 muhabere no.lu bu tutanak ve üst yazıda; “adliyede çok sayıda davaların tarafı olduğumu, Adalet Bakanlığının ihbarı üzerine bir kısım hakim ve savcılar hakkında iftira suçundan hakkımda İzmir’de kamu davası açıldığını, çok sayıda dava ve şikayetlerimin bulunması sebebiyle bu hususların araştırılması ve vesayeti gerektiren bir durumumun bulunup bulunmadığı yönünden değerlendirilmemi talep ettiğini”, bu yazıyı alan Manisa Cumhuriyet savcısı (E.. K..)’ın ise; 2010/5815 sayılı davaname ile: “vesayet altına alınması için” Manisa Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, savcı E.. K..&#8217;ın; tarafı olduğu sulh hukuk mahkemesindeki otuz dört, asliye hukuk mahkemesindeki on iki adet davanın numaralarını ve hakkındaki 156 adet kişisel veriyi hukuk dışı yollardan yasaya aykırı olarak ele geçirdiğini ve hazırladığı davaname ekine “delil” olarak koyduğunu; Manisa sulh hukuk hakimi Z.. G..&#8217;ün ise; Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın hazırladığı davanameyi mahkemesinin 2010/1442 esasına kaydettiğini, hakkında bu suretle “vasi tayinine” ilişkin davanın açılıp yürütüldüğünü; vasi tayini davasını yürüten sulh mahkemesi hakimi Z.. G..&#8217;e, hakkında daha önce aynı iddialarla Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde 2008/685 esas numaralı “vasi tayini” davası açıldığını, o davada vesayeti gerektiren bir hali bulunmadığının tespit edildiğini ve davanın reddedildiğini ifade ettiği halde, hakim Z.. G..&#8217;ün bu taleplerini ve itirazlarını dikkate almayarak sağlık kurulu raporu için kendisinin hastaneye sevki yönünde karar aldığını, hakkında “vasi tayini” için açılan davanın, hukuka, Anayasa&#8217;ya İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine aykırı olduğunu, rızası olmaksızın rapor için hastaneye zorla gönderilemeyeceğini, bu sebeple hastaneye gitmeyi reddettiğini bildirdiğini ve sevki yönünde alınmış olan ara kararından dönülmesini talep ettiği halde, hakim Z.. G..&#8217;ün “itiraza ve karşı koymama bakılmaksızın, gerektiğinde muayene sonrasına kadar özgürlüğümün geçici olarak sınırlandırılması suretiyle bulunduğum adresten zorla alınıp Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine götürülerek sağlık kurulu raporumun aldırılması” yönünde kolluğa 29.4.2011 tarihinde yazılı emir verdiğini, bu talimat gereğince, 6.6.2011 günü kolluk görevlileri A.. D… ve Ş… D… tarafından “göz altına” alınıp özgürlüğü kısıtlanarak bir sokak serserisi ve uyuşturucu bağımlısıymış veya sapıkmış gibi zorla hastaneye götürüldüğünü, vesayet davasına bakan mahkemenin rapor aldırılması için de olsa “özgürlüğünü geçici olara kısıtlamak suretiyle” hastaneye zorla sevk etme yetkisi olmadığını, hakim Z.. G..&#8217;ün bu uygulamasının açıkça Anayasal güvence altında olan kişi dokunulmazlığına, maddi ve manevi bütünlüğüne müdahale oluşturduğunu, hiç kimsenin yasada gösterilen haller dışında özgürlüğünden geçici de olsa yoksun bırakılamayacağını ileri sürerek; Manisa Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın ihbarını esas alıp, vesayeti gerektiren bir durumu bulunmadığı halde hakkında “davaname” tanzim etmek ve ekine kendisi hakkında hukuk dışı yollardan elde ettiği toplam 156 adet kişisel veriyi “delil” olarak koymak suretiyle kanuna aykırı işlem yaptığını, Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi Z.. G..&#8217;ün ise, hakkında açılan 2010/1442 esas numaralı “vasi tayini” davasını kanuna aykırı olarak re&#8217;sen yürütmüş olması ve bu dava sırasında kişi dokunulmazlığını, maddi ve manevi bütünlüğünü ve özgürlüğünü ihlal edici işlemlerde bulunmak suretiyle açıkça kanuna aykırı işlem yapmış olmasından dolayı; kişilik hakları zedelendiğinden bahisle Devlet&#8217;ten 15.000. TL. manevi tazminat talep etmiş; ön inceleme duruşmasında; talep ettiği tazminat miktarının 7.500.TL.&#8217;sının Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın işlemleri, 7.500. TL.&#8217;sının da Hakim Z.. G..&#8217;ün yargılama faaliyeti sebebiyle olduğunu açıklamıştır.<br> Cevap: Davalı Hazine vekili, süresi içinde davaya cevap vermiş, 01.12.2011 tarihli cevap dilekçesinde; Hukuk Muhakemeleri Kanunun 46&#8217;ncı maddesindeki sorumluluk sebeplerinin mevcut olmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.<br> Dava, davacı hakkında “davaname” tanzim etmek suretiyle işlem yapan Cumhuriyet savcısı E.. K..’a ve vesayet davasına bakan Hakim Z.. G..&#8217;e yasa gereği ihbar edilmiş; ihbara rağmen Cumhuriyet savcısı davaya müdahale isteğinde bulunmamış, hakim Z.. G..; davaya davalı Hazine yanında fer&#8217;i müdahale talebinde bulunmuş, adı geçenin müdahale talebi, davalı tarafla rücu ilişkisi içinde olduğundan kabul edilmiştir.<br> Davacı Hakkında Yapılan İşlemler ve Yargılama Süreci:<br> Dava dilekçesi ekinde sunulan, tazminat isteminin dayandırıldığı belgeler ve davacı hakkındaki “vasi tayini” davasına ilişkin Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1442 esas sayılı dosyası incelenmiş, davacının gösterdiği deliller toplanmıştır.<br> Davacı; dilekçesinde Yasadaki hukuki sorumluluk sebeplerinden hangisine dayandığını göstermemiştir. Ancak dava dilekçesinde; Cumhuriyet savcısının, vesayet altına alınması için “davaname” tanzim etmek ve bunun ekine kendisiyle ilgili 156 adet kişisel veriyi delil olarak koymak suretiyle kanuna aykırı işlem yaptığını; sulh hukuk mahkemesi hakiminin de, kendiliğinden (re’sen) vesayet davasını yürütmek, daha önce aynı iddialarla hakkında açılan davanın reddedildiğini ve vesayeti gerektiren bir durumunun bulunmadığının o davada tespit edildiğini ileri sürdüğü halde, bu itirazlarını kale almayarak, rızası dışında ruhsal muayeneye tabi tutmak, bunun için özgürlüğünü geçici olarak kısıtlamak suretiyle, özel hayatına, maddi ve manevi bütünlüğüne müdahale teşkil eden işlemde bulunduğunu, bu şekilde kanuna aykırı davrandığını ileri sürdüğüne ve diğer sorunluluk sebepleri iddia edilmediğine göre; tazminat talebinin; “ farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olmasına” ilişkin sorumluluk sebebine (HMK. m. 46/1-c) dayandığı kabul edilmiştir. O halde; davanın konusunu, Cumhuriyet savcısının dava ile ilgili yaptığı işlem ve sulh mahkemesi hakiminin yargılama faaliyetine ilişkin işlemlerinde kanuna aykırılık bulunup bulunmadığının tespiti oluşturmaktadır.<br> Davacı, daha sonradan 5.11.2012 günü verdiği dilekçesi ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı B.. B..’dan, 27.12.2012 günü verdiği dilekçesi ile Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Orhan Akartuna’dan, 8.2.2013 günü verdiği dilekçesi ile de Manisa Cumhuriyet Başsavcı vekili F.. A..’dan da “bunların yaptıkları işlemler” sebebiyle de ayrıca tazminat isteğini belirterek, bu kişilere de davanın ihbar edilmesini istemiştir. Ancak, bu kişilerin faaliyet ve işlemleri davanın mevzuna dahil olmadığından, adı geçen şahıslara davanın ihbar edilmesi yönündeki davacının talebi yerinde görülmemiştir.<br> Yukarıda açıklandığı gibi, davacı hakkında davaname tanzim ederek vesayet altına alınmasıyla ilgili yargılama sürecini başlatan Cumhuriyet savcısının dava ile ilgili yaptığı işlem ve vesayet davasını kendiliğinden yürüten hakimin vesayet davasındaki yargılama faaliyeti davanın konusunu oluşturmaktadır. Bu işlemlerde, başka anlam verilemeyecek veya başka şekilde yorumlanamayacak derecede açık ve kesin olan kanun hükmüne aykırı işlem tesis edilip edilmediği tespit edilecektir. Bunun için davacı hakkında hangi işlemlerin yapıldığı bilinmelidir. Davacı hakkında yapılan işlemler sırasıyla aşağıdaki paragraflarda maddeler halinde tespit edilmiştir.<br> 1- Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, davacı hakkında 20.12.2010 tarihli tutanağı düzenlemiştir. Bu tutanakta: Başkan ile davacı arasında aynı gün cereyan eden hadise anlatılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, bu tutanağı ekleyerek, davacı hakkında Cumhuriyet Savcılığına 23.12.2010 tarihli yazıyı yazmıştır. Bu yazıda; “davacının adliyedeki hakim ve savcılara karşı sık sık tutanaktakine benzer davranışlarda bulunduğu, adliyede çok sayıda “taraf” olduğu davaların bulunduğu, Adalet Bakanlığının ihbarı üzerine bir kısım hakim ve savcılara iftira suçundan davacı hakkında açılmış İzmir Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasının mevcut olduğuna” değinildikten sonra; tutanaktaki olayla ilgili olarak “yasal gereğinin takdir ve ifası” istenmiş, bununla birlikte “çok sayıda davanın tarafı bulunması sebebiyle davacının vesayet yönünden değerlendirilmesi için konunun vesayet makamına ihbar edilmesi lüzumu da” bildirilmiştir.<br> 2- Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma ve gereği için aynı yer Cumhuriyet savcısı E.. K..’a evrakı tevzi etmiştir. Adı geçen Cumhuriyet savcısı, davacı hakkında bir yandan 20.12.2010 tarihli tutanaktaki olayla ilgili olarak 2010/14693 numara ile cezai yönden soruşturma başlatmış, diğer yandan da davacının “vesayeti müstelzim bir durumunun bulunup bulunmadığının araştırılması, vesayeti gerektiren bir hali mevcutsa vesayet altına alınması” talebini ihtiva eden 28.12.2010 tarihli 2010/5815 esas no.lu “davanameyi” düzenleyerek aynı yer Sulh Hukuk Mahkemesine göndermiştir. Davanamede, UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi)’den yapılan sorgulamada; davacının, “müşteki”, “müşteki-şüpheli” ve “şüpheli” sıfatlarıyla yer aldığı 42 adet soruşturma evrakının, Asliye hukuk ve Sulh hukuk mahkemelerinde davacının “tarafı” olduğu 34 adet davanın, 11 adet de değişik işin mevcut olduğuna değinildiği, bunların soruşturma evrak ve dosya numaralarının davaname ekine “delil” olarak konulduğu görülmektedir.<br> 3- Davaname, “vesayet davalarına” bakmakla görevli Manisa 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1442 esasına kaydedilmiştir. Manisa 2. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Figen Eren (28262); davacı ile arasında “manevi tazminat davası” bulunduğunu gerekçe göstererek davadan çekilmiş, çekilme talebi, mercice yerinde görülerek kabul edilmiş, davaya bakmak üzere o yerde aynı yetkiye sahip (1. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi) Z.. G.. (29256), Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanının 11.01.2011 tarihli yazısıyla görevlendirilmiştir.<br> 4-Hakim Z.. G..; davacıyı 22.2.2011 tarihli duruşmaya davet etmiş, hakkında tanzim edilen “davaname” duruşma günüyle birlikte, usulüne uygun olarak 24.1.2011 tarihinde davacıya tebliğ edildiği halde, davacı çağrıldığı duruşmaya gelmemiş, herhangi bir özür de bildirmemiştir.<br> Davacı, 22.2.2011 tarihli duruşmaya gelmemekle birlikte; hakkındaki iddialara yazılı olarak cevap vermiştir. 1.2.2011 tarihli cevabında; “Cumhuriyet savcısının hakkında vesayet davası açma yetkisinin bulunmadığını, dava hakkının Anayasal bir hak olduğunu, bu hakkın kullanılmasının, vesayeti gerektirmediğini, Cumhuriyet savcısının sırf dava hakkını kullandığı için vesayet altına alınması yönünde dava açmasının açıkça hukuka aykırı bir işlem olduğunu, “dava hakkını kullandı” diye hiçbir kimsenin medeni haklarını kullanmasının elinden alınamayacağını, bu sebeple davayı kabul etmediğini; ayrıca daha önce, sırf hakim ve savcıları şikayet etmiş olması sebebiyle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı (B.. B..)’nın 7.4.2008 tarihli ihbarı üzerine yine Manisa Cumhuriyet savcılığı tarafından 5.5.2008 tarihinde “vesayet altına alınması” talebiyle sulh mahkemesine başvurulduğunu, Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/658 esas numarası ile görülen davada “vesayeti gerektiren bir halinin bulunmadığının” sağlık kurulu raporu ile tespit edildiğini ve vesayet davasının 13.8.2008 tarihinde reddedildiğini, kararın Yargıtay’ca 14.5.2009 tarihinde onandığını; sözü edilen dava ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduğunu” ileri sürmüş; hakkında hukuka aykırı olarak açılan vesayet davasının öncelikle reddini istemiş, Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/658 esas sayılı davasıyla bu davanın birleştirilmesini talep etmiştir. Davacı, bu dilekçesi ekinde; hakkında daha önce alınmış olan Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi sağlık kurulunun 15.9.2008, 23.6.2008, 2.7.2007 ve 4.7.2008 tarihli raporlarını, 2008/658 esas sayılı davanın reddine ilişkin kararı, bu kararın onanmasına ilişkin Yargıtay kararını, AİHM’ne yaptığı başvurulara ilişkin belgeleri sunmuştur.<br> 5- Hakim Z.. G..; 22.02.2011 tarihli ilk duruşmada; davacının “ davanın 2008/658 esas sayılı dava ile birleştirilmesi yönündeki” talebini, sözü edilen davanın sonuçlandığı ve kararın kesinleştiği gerekçesiyle reddetmiş; davacının, “duruşmaya gelmediği takdirde zorla getirileceği” açıklamasıyla yeniden davet edilmesi yönünde ara kararı almış, duruşmayı bu sebeple 17.3.2011 gününe ertelemiş, bu ara kararı gereğince davacıya; “duruşmaya gelmediği takdirde zorla getirtileceği ve zorla getirtme kararı verileceği” açıklamasını ihtiva eden çağrı davetiyesi tebliğ edilmiş; davacı 17.3.2011 tarihli duruşmaya gelmiş, daha önce vermiş olduğu cevap dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiş, “… vesayeti gerektiren herhangi bir halinin bulunmadığını..” belirterek “…herhangi bir sağlık kuruluşuna gitmeyi ve yeni rapor alınmasını istemediğini…” ifade etmiş, hatta “bu mahkemenin re’sen rızası hilafına kendisini hastaneye sevk etme yetkisi bulunmadığını, kendiliğinden de hastaneye başvurmayacağını” bildirmiştir.<br> 6- Hakim Z.. G..; 17.3.2011 tarihli oturumda davacıyı “fiziksel ve ruhsal herhangi bir rahatsızlığı bulunup bulunmadığının ve vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği hususlarının sağlık kurulu raporu ile tespiti için” Hastaneye yeniden sevkinin sağlanarak rapor alınması için Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmasına karar vermiştir. Sevk yazısına, davacı hakkında daha önce düzenlenmiş olan sağlık kurulu raporlarının eklenmesini de ara kararında belirtmiştir.<br> 7- Davacı, hakimin yazısına rağmen Emniyet yetkililerine “rızası olmaksızın tıbbi muayeneye tabi tutulamayacağını, mahkemenin zorla hastaneye gönderemeyeceğini” belirterek hastaneye gitmekten kaçınmış, bu husus emniyet görevlilerince 23.3.2011 tarihinde tutanakla tespit edilip, mahkemeye bildirilmiştir. Bunun üzerine hakim Z.. G..; 29.4.2011 tarihinde; davacının rızasıyla hastaneye gitmekten ve yeniden muayene olmaktan kaçındığını belirterek “itiraz ve karşı koymasına bakılmaksızın, gerektiğinde muayene sonrasına kadar özgürlüğü geçici olarak sınırlandırılmak suretiyle” adresinden kollukça alınıp hastaneye götürülmesi ve “akli durumu hakkında sağlık kurulu raporu” alınması için kolluğa yazılı emir vermiştir. Hakimin bu emri üzerine kolluk görevlileri, 10.5.2011, 16.5.2011, 17.5.2011 tarihlerinde üç kez adresine gitmiş, davacıyı adreste bulamamış, 20.5.2011 günü de davacı kolluğa “gelmeyeceğini” beyan etmiştir. Bunun üzerine davacı, kolluk görevlileri tarafından 6.6.2011 günü evinden zorla (özgürlüğü kısıtlanmak suretiyle) alınarak Hastaneye götürülmüş ve aynı gün poliklinikte muayene edilerek hakkında 6.6.2011 tarihli 12054 sayılı sağlık kurulu raporu tanzim edilmiştir. Bu raporda davacının “akli durumu itibarıyla vesayeti gerektiren bir halinin bulunmadığı” bildirilmiştir.<br> 8- Vesayet davası, yukarıda sözü edilen sağlık kurulu raporuna dayanılarak 21.6.2011 günü verilen kararla reddedilmiş, karar yasal temyiz süresinin başvurusuz geçirilmesiyle 14.7.2011 tarihinde kesinleşmiştir.<br> Hukuksal Dayanak:<br> 1- Anayasanın 17. maddesine göre;<br> “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz…”</p>



<ol><li>maddesine göre; “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Şekil ve şartları kanunda gösterilen haller dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz….”</li><li>maddeye göre de; “Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Bu hak, ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı kanunla hakim kararı ile veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri ile kısıtlanabilir…”<br>
2- Türk Medeni Kanununun 405. maddesinin (1.) fıkrasına göre;<br>
“Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.” Aynı maddenin (2. fıkrasına göre ise, “Görevlerini yaparlarken, vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.”<br>
Davacı; Cumhuriyet savcısının kanunda açıkça öngörülen hallerde hukuk davası açacağını, savcının kamu adına bir vatandaşın vesayet altına alınmasını isteyemeyeceğini, Cumhuriyet savcısı E.. K..’ın, kendisi hakkında vesayet altına alınması talebiyle “davaname” tanzim etmesinin ve bunun ekine kendisiyle ilgili 156 adet kişisel veriyi delil olarak koymasının açıkça kanuna aykırı olduğunu ileri sürmektedir.<br>
Kuşkusuz Cumhuriyet savcısı, ancak kanunda açıkça öngörülen hallerde hukuk davası açar veya açılmış olan hukuk davasında yer alır. Cumhuriyet savcısının, davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği hususunu yetkili vesayet makamına bildirmesi, bir dava niteliğinde değildir. Türk Medeni Kanununun 405. maddesinin (2.) fıkrası; “Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen, idari makamlara, noterlere ve mahkemelere, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunluluğunu” yüklemiştir. Cumhuriyet savcısının, davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği hususunu vesayet makamı önüne götürmesi, kamu adına bir hukuk davası açma işlemi değil, vesayet makamının harekete geçmesini sağlamaya yönelik Türk Medeni Kanununun 405/2. maddesindeki bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesi niteliğindedir. Bu bildirimin, Cumhuriyet savcısının hukuk davası açması hali için uygulanan “davaname” tanzimi şeklinde yapılmış olması, yapılan işlemi “dava” haline getirmez ve bildirim (ihbar) olmaktan çıkarmaz. Davacı ile Ağır Ceza Mahkemesi başkanı arasında cereyan eden hadiseye ilişkin tutulan tutanak ve başkanın bu tutanağa göre davacı hakkında “gereğinin takdir ve ifasını” istemiş olması (Paragraf 1) ve aynı yazıda davacının çok sayıda davanın tarafı olduğunu belirterek “vesayet yönünden de değerlendirilmesini” istemesi karşısında, Cumhuriyet savcısı, durumu yetkili vesayet makamına bildirmiştir. Bu bildirimi yaparken, davacının çok sayıda davanın ve soruşturmanın “tarafı” olması sebebiyle evrakının ekinde bu davalar ve soruşturma evraklarına ilişkin dosya numaraları bildirmiş olması, “kişisel veriye” hukuk dışı yollarla ulaşma değil, vesayet makamının konuya dikkatini çekmeye yönelik bir işlem niteliğindedir. Kaldı ki, davacının, çok sayıda netice alamayacağı davalar açarak adli makamları uğraştırması karşısında, bu halinin, vesayeti müstelzim bir ruhsal hastalık türü olan “hak arama paranoyası”nın belirtisi olup olmadığı konusunda resmi makamları ciddi olarak şüpheye sevk ettiği de açıktır. Bu bakımdan Cumhuriyet savcısının, yetkili vesayet makamına durumu bildirmekten ibaret kalan işleminde kanuna aykırılık tespit edilememiştir<br>
Hâkimin, yargılama işlemlerine gelince;<br>
Davacı, hakim Z.. G..’ün, hakkında açılan 2010/1442 esas numaralı “vasi tayini” davasını kanuna aykırı olarak re’sen yürütmüş olması ve bu dava sırasında kişi dokunulmazlığını, maddi ve manevi bütünlüğünü ve özgürlüğünü ihlal edici işlemlerde bulunduğunu belirterek açıkça kanuna aykırı işlem yaptığını ileri sürmektedir.<br>
Türk Yargı sistemine göre, hâkim kendiliğinden bir davayı inceleyip, uyuşmazlığı çözemez.(HUMK. m.72) Taraflarca ileri sürülmemiş bir delile de kendiliğinden başvuramaz. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da hâkim tarafların istekleriyle bağlı tutulmuştur. (HUMK. m. 72, 75) Genel kural bu olmakla birlikte, kanunlarımızda hakimin re’sen başka bir ifade ile doğrudan doğruya araştırma yapabileceği hallere de yer verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 405. maddesinde yer alan sebebe dayanan vesayete ilişkin davalar bunlardandır. Bu davalar re’sen yürütülür ve kendiliğinden araştırma ilkesi geçerlidir. İlgilin isteği olup olmadığına bakmaksızın hakim kendiliğinden gerekli gördüğü bütün delillere başvurabilir. Bunun sonucu olarak mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 72. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 24.) maddesindeki “hakimin iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemeyeceğine ve karara bağlayamayacağına” ilişkin hüküm, aynı Kanunun 74’ncü maddesindeki “hakimim tarafların iddia ve müdafaalarıyla mukayyet olduğuna, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğine” ilişkin hüküm, vesayet işlerinde geçerli ve hakimi bağlayıcı kurallar değildir. O halde, hakimin davayı re’sen yürütmüş olmasında kanuna aykırılık bulunmamaktadır.<br>
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararı, ancak bilirkişi raporu üzerine verilebilir. (TMK. m. 409) Yasa, böyle bir durumda bilirkişi incelemesini kişinin rızasına bağlamamış, hakime; kişinin rızası bulunup bulunmadığı aranmaksızın bu delile re’sen (kendiliğinden) başvurma yetkisi vermiştir. Davacının çok sayıda netice alamayacağı davalar açmasının ruhsal bir rahatsızlığa işaret edip etmediği, diğer bir ifade ile hak aramasının, vesayeti gerektiren bir “paranoya” aşamasına ulaşıp ulaşmadığı ancak ruhsal durumunun muayenesi ile tespit edilebilir. Usulün 275’nci maddesi ile sonraki maddelerinde bilirkişi incelemesine hakimin kendiliğinden karar vermesini yasak eden bir esas benimsenmiş değildir Evvelce davacının aynı sebeplerle muayenesinin yapılmış olması, şimdiki durumunun yeniden bilirkişi incelemesi ile tespitini de lüzumsuz kılmaz. Davacı, kendiliğinden muayene için hastaneye gitmeyeceğini, mahkemenin de rızası hilafına hastaneye sevk etme yetkisinin bulunmadığını ileri sürerek muayeneye gitmekten haklı bir sebep ileri sürmeksizin kaçındığına göre, vesayet mahkemesi hakiminin, davacıyı muayeneye kolluk görevlileri vasıtasıyla sevk etmek dışında bir seçeneği kalmamıştır. Davacının bu yolla rızası dışında ruhsal muayeneye tabi tutulması, özel hayatına müdahale niteliğinde ise de, bu müdahale yasal ve meşru bir sebebe dayanmaktadır. Bu bakımdan vesayet davasını yürüten hakimin yargılama faaliyetinde ve yaptığı işlemlerde hukuka aykırılık tespit edilememiştir. Sonuç olarak, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesindeki sorumluluk hallerinin hiç birisi olayda gerçekleşmediğinden, davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>
HÜKÜM: Yukarıda gösterilen sebeplerle;<br>
1-Açılan davanın sübut bulmaması nedeniyle REDDİNE,<br>
2-Alınması gereken 24.30 TL. ret harcının, peşin alınan harçtan mahsubu ile artan kısmın istek halinde davacıya iadesine,<br>
3-Davalı Hazine, kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/3. maddesi nazara alınarak 2.640 TL. maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,<br>
4-Hukuk Muhakemeleri Kanununun 49’ncu maddesi gereğince davacının takdiren 500 TL. disiplin para cezası cezalandırılmasına…”<br>
Dair oybirliği ile verilen 22.3.2013 gün ve 2011/5-2013/1 sayılı kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, kararın süresinde temyiz edildiğinin anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:</li></ol>



<p>Davacı, vesayet gerekmediği halde, Manisa C. Başsavcılığınca kendisi hakkında davaname ile kısıtlanması talebiyle dava açıldığını, Sulh Hukuk Mahkemesi’nce de zorla hastaneye sevk edilip rapor alındığını, bu suretle özgürlüğünün kısıtlandığını, kişi dokunulmazlığına, maddi ve manevi bütünlüğüne müdahale edildiğini ve bu eylemlerle kişilik haklarının zedelendiğini ileri sürerek, kanuna aykırı işlem yapılmış olmasından dolayı 15.000. TL. manevi tazminat talep etmiş; ön inceleme duruşmasında; talep ettiği tazminat miktarının 7.500.TL.&#8217;sının Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın işlemleri, 7.500. TL.&#8217;sının da Hakim Z.. G..&#8217;ün yargılama faaliyeti sebebiyle olduğunu açıklamıştır.<br> Davalı vekili, Hukuk Muhakemeleri Kanunun 46&#8217;ncı maddesindeki sorumluluk sebeplerinin mevcut olmadığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir.<br> Mahkemece yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.<br> Dava yargısal faaliyetten dolayı devlet aleyhine açılan tazminat davasıdır.<br> Davacı, C. Savcısı’nın davaname ile kısıtlama talebinde bulunmasının, davaname ekinde kendisine ait kişisel verilerin kullanılmasının, zorla hastaneye sevk edilmesinin açıkça hukuka aykırı işlemler olduğunu ileri sürmektedir.<br> Davacının kısıtlanması talebinin dayanağı Türk Medeni Kanununun 405. maddesidir. Düzenlemeye göre; “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken, vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.” .<br> Öncelikle, Cumhuriyet savcısının kendisine bildirilen davacının vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumunun olup olmadığı yönündeki ihbarı vesayet makamına iletmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır(TMK m. 405/2). Cumhuriyet Savcısının vesayeti gerektiren durumun olup olmadığının tespiti için davaname düzenlemesi bu yönüyle mahkemeye bir bildirim niteliğinde olup, bilinen anlamda dava olmadığı açıktır. Öte yandan, TMK m. 405’den kaynaklanan vesayete ilişkin davalar resen yürütülen davalardır. Hakimin bu gibi davalarda resen delil toplaması esası geçerlidir. Kaldı ki, TMK m. 405 uyarınca davacının vesayeti gerektirir bir durumunun bulunup bulunmadığını belirleme açısından, resmi sağlık kurulu raporu almasında yasal zorunluluk bulunmaktadır(TMK m. 409/2). Bu nedenle, muhik bir sebep olmaksızın, rapor için hastaneye gitmekten imtina eden davacının kolluk marifetiyle hastaneye sevkinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacının önceki yıllarda da benzer şekilde vesayeti gerektiren bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığı yönünde araştırma yapılması, bu araştırmanın gerçekleşen yeni durumlar karşısında yeniden yapılmasına engel değildir.<br> Açıklanan bu nedenlerle Cumhuriyet Savcısının ve vesayet davasını yürüten Hakimin yargılama faaliyetinde hukuka aykırılık bulunmadığından ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 46. maddesindeki sorumluluk hallerinin hiç birisi oluşmadığından, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.<br> SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile 2. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, eksik kalan 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12. Maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na eklenen 93/A-5 fıkrası ve 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.02.2014 gününde oy birliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deniz Ticaretine ve Deniz Sigortalarına İlişkin Hukuk Davaları / 09-05-2016</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/deniz-ticaretine-ve-deniz-sigortalarina-iliskin-hukuk-davalari-09-05-2016/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 11:11:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1459</guid>

					<description><![CDATA[Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay 1.Hukuk Dairesi</p>



<p>2015/16730 E.</p>



<p>2016/5218 K.</p>



<ul><li>K A R A R <br> Dava, tazminat istemine ilişkindir.<br> … Asliye Hukuk Mahkemesince tarafların ticari şirket olup davanın ticari dava olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.<br> … Asliye Ticaret Mahkemesince, davacının dava konusu alacağı … isimli geminin donatanının verdiği, yetkiye dayalı olarak gemi kaptanı tarafından imzalanan iki adet temliknameye dayandırdığı, temlik eden donatan ve gemi kaptanının alacağının olup olmadığı, munzam zararın oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde … Denizcilik İhtisas Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.<br> … Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ise (Denizcilik Mahkemesi sıfatıyla) , davacı …tarafından … isimli geminin kargo tanklarında kullanılan boyanın ayıplı olduğundan bahisle geminin kargo tanklarını birbirinden ayıran levhanın delinmesi sureti ile tanklarda bulunan kimyasal yüklerin birbirine karışmasına yol açtığı iddia edilerek taşıtana ödenen yük zararı ile gemide meydana gelen zararın davalıdan tahsilinin talep edildiği, davaya halefiyet hükümlerine göre sonradan katılan … (…)&#8217;nın ise geminin sigortacısı olup uyuşmazlık konusu hasar nedeniyle sigortalıya tazminat ödeyerek halefiyet hükümlerine göre davaya asli müdahil olduğu taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalının üreticisi ve satıcısı olduğu … gemisinin kargo tanklarında kullanılan boyanın ayıplı olup olmadığı, taşınan malda meydana gelen hasarın boyanın ayıplı olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarında toplandığı, bu durumda uyuşmazlığın çözümünde eser sözleşmesine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı BK&#8217; nin 306. ve devamı maddeleri ile tacirler arasındaki satım ilişkisini düzenleyen 6762 sayılı TTK&#8217;nin 25. maddesinin tatbik edilmesi, ihtilafın genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle davacı … (…) tarafından açılan dava yönünden mahkemenin görevsizliğine, davacı …vekilinin … Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararından sonra HMK&#8217;nin 20. maddesine göre süresinde gönderme talebinde bulunmadığı gerekçesiyle de, bu davacının davasının tefrik edilerek, HMK&#8217;nin 20. maddesine göre işlem yapılmak üzere … Anadolu ikinci Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.<br> 6102 sayılı TTK&#8217;nin 5. maddesinin ikinci fıkrasında “Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4&#8217;üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur.<br> Somut olayda, merci tayinine konu uyuşmazlık, geminin sigortacısı olan şirket tarafından davalının üreticisi olduğu boyanın hatalı olması nedeniyle geminin tanklarına zarar vermesi sonucu sigortalıya ödenen hasar bedelinin davalıdan tazmini istemine ilişkin olup, deniz ticaretine ve deniz sigortasını ilgilendiren uyuşmazlığın … Asliye Ticaret Mahkemesinde (Denizcilik Mahkemesi sıfatıyla) görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.<br> SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nin 21 ve 22. maddeleri gereğince … Asliye Ticaret Mahkemesinin (Denizcilik Mahkemesi sıfatıyla) YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 09.05.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.</li></ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görevsizlik Kararı Verilmesi / 20-06-2016</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/gorevsizlik-karari-verilmesi-20-06-2016/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2020 10:51:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1403</guid>

					<description><![CDATA[Dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Esas No:2016/2764/</strong><br><strong>Karar No:2016/7269</strong><br><strong>K. Tarihi:20.6.2016</strong></p>



<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>



<p>Taraflar arasındaki davada Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi ve İstanbul 52. Asliye Ticaret Mahkemesince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:</p>



<p>&#8211; K A R A R &#8211;</p>



<p>Dava, alacak istemine ilişkindir.<br>Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, &#8230; ilinde&nbsp;deniz&nbsp;ticaret mahkemeleri kurulduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.<br>İstanbul 52. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ise uyuşmazlığın kaçak ve ruhsatsız olarak kum boşalttığı tespit edilen davalılardan, ruhsatsız ve kaçak olarak kum boşaltmaları nedeniyle yıllık ruhsat harcının 4 katı tutarının tahsili isteminden kaynaklandığı, TTK&#8217;nın 4. kitabında yer alan&nbsp;deniz&nbsp;hukukuna ilişkin 816/1262 arasında düzenlenen maddelerinin uygulanmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmış, maddenin (a) bendinde bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ile çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve çekişmesiz yargı işi sayılacağı belirtilmiştir. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olabilmesi için, her iki tarafın da Ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.<br>Aynı Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara, ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir<br>Somut olayda, davacının davalıların tahliye edilen kum emtiasının kaçak ve ruhsatsız olarak boşaltıldığının tespiti üzerine, yıllık ruhsat harcının 4 katı ile malzeme ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili isteminde bulunduğu anlaşılmakla Borçlar Hukuku hükümlerinin uygulanması gerelen uyuşmazlığın genel hükümlere göre Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.<br>SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK&#8217;nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 20.06.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nitelikli Dolandırıcılık &#8211; Resmi Belgede Sahtecilik / 24-12-2019</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/nitelikli-dolandiricilik-resmi-belgede-sahtecilik-24-12-2019/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2020 09:55:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1387</guid>

					<description><![CDATA[HÜKÜM : 1- Resmi belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1, 62/1, 53, 58. maddeleri gereğince mahkumiyet
2- Nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK'nın 158/1-f-son, 62, 52/2-4, 53, 58. maddeleri gereğince mahkumiyet]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay 15. Ceza Dairesi</p>



<p>Esas No: 2017/10248</p>



<p>Karar No: 2019/15501</p>



<p>Ağır Ceza Mahkemesi</p>



<p> Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br>Gerekçeli karar başlığında 30/04/2011 olarak yazılan suç tarihinin 19/02/2011 olarak mahallinde düzeltilmesi mümükn görülmüştür.<br>Sanığın, U&#8230; Denizcilik İth. İhr. Ltd. Şti. adına komisyon karşılığında çalıştığı, yanında da &#8230; adlı şahsı çalıştırdığı, sanığın, C&#8230; aracılığıyla katılan &#8230;’tan satın aldığı 35 ton elma karşılığında keşidecisi U&#8230; Denizcilik İth. İhr. Ltd. Şti. olan l5/04/2011 keşide tarihli ve 35.000 TL bedelli çek ile 30/04/2011 keşide tarihli ve 35.000 TL bedelli çekleri Cemal aracılığıyla katılana verdiği, çeklerin karşılıksız çıkması üzerine keşideci şirket ve cirantalar aleyhine icra takibi başlatılınca çekte cirosu bulunan &#8230;’ün imzaya itiraz ettiği ve kendisi yönünden icra takibini durdurduğunun iddia edildiği somut olayda,<br>A) Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde:<br>Dosya kapsamında toplanan delillere göre sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğuna ilişkin mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.<br>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın, atılı suçu işlemediğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,<br>B) Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde:</p>



<p>Dosya kapsamında toplanan delillere göre sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğuna ilişkin mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.<br>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br>5237 sayılı TCK&#8217;nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) (j) ve (k) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari ve bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin TCK&#8217;nın 158/1-f maddesi gereğince temel ceza belirlenirken önce 100 gün adli para cezası belirlenmesi, daha sonra da haksız elde olunan yararın iki katı TL cinsinden belirlenip bu miktar üzerinden uygulama yapılmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,<br>Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı Kanun&#8217;un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, sanığın adli para cezasına mahkumiyete ilişkin uygulamaların tamamen hükümlerden çıkartılarak yerlerine, “Sanığın, 5237 sayılı TCK&#8217;nın 158/1-f-son maddesi gereğince 7000 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun&#8217;un 62. maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 5833 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun&#8217;un 52/2 maddeleri gereğince günlüğü 20.00 TL&#8217;den hesap edilmek üzere sonuç olarak 116.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ifadeleri yazılmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlgili kişiye rızası bulunmamasına rağmen bir gayrimenkul şirketi tarafından SMS aracılığıyla gönderilen reklam ve bildirimler hakkında / 27-01-2020</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/ilgili-kisiye-rizasi-bulunmamasina-ragmen-bir-gayrimenkul-sirketi-tarafindan-sms-araciligiyla-gonderilen-reklam-ve-bildirimler-hakkinda-27-01-2020/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2020 11:55:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1380</guid>

					<description><![CDATA[İlgili kişiye rızası bulunmamasına rağmen bir gayrimenkul şirketi tarafından SMS aracılığıyla gönderilen reklam ve bildirimler hakkında...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Karar Tarihi: 27/01/2020</p>



<p>Karar No: 2020/67</p>



<p>Kurumumuz intikal eden bir başvuruda ilgili kişi tarafından kendisine bir gayrimenkul şirketi tarafından SMS aracılığıyla gönderilen reklam ve bildirimlere ait açık rızasının bulunmadığı ve bu kapsamda gereğinin yapılması talebini içeren başvurusu ile ilgili Kurumumuzca istenilen savunmasına istinaden veri sorumlusundan alınan yazıda;</p>



<ul><li>Kayıtlarında tutulan kişisel verilerin ad, soyadı ve cep telefonu numarasından ibaret olduğu,</li><li>Kayıtlarında tutulan kişisel verilerin ilgili kişiyle reklam, kampanya ve tanıtım amaçlı olarak irtibata geçilmesi amacıyla işlendiği,</li><li>Kişisel verilerin internet üzerinden herkese açık bilgi kaynaklarından temin edildiği</li><li>Ancak şu an söz konusu bilgi kaynaklarına ulaşılamadığı, bu linklerin şu an aktif olmadığını ve kaldırıldığını tahmin ettikleri, ilgili kişinin yapmış olduğu başvuru neticesinde, kişisel verilerin sistemden derhal silindiğini ve kendisiyle bir daha iletişime geçilmediği</li></ul>



<p>ifade edilmiştir.</p>



<p>Yapılan inceleme neticesinde Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 27/01/2020 tarih ve 2020/67 sayılı Kararı ile;</p>



<ul><li>Kişisel verilerin işlenme şartlarının düzenlendiği Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği, ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan (<em>-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması</em>) birinin varlığı halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğunun hükme bağlandığı,</li><li>Somut olayda Kurumun bilgi, belge talebine ilişkin olarak veri sorumlusu tarafından verilmiş olan cevap yazısında, ilgili kişiye ait kişisel verilerin herkese açık bilgi kaynaklarından elde edildiği ve ilgili kişinin açık rızasının bulunmadığının anlaşıldığı,</li><li>Kanunun 5 inci maddesinin 2 nci fıkrasının (d) bendinde yer alan alenileştirme ilkesi gereğince, ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilen, bir başka ifadeyle herhangi bir şekilde kamuoyuna açıklanmış olan kişisel verileri işlenebileceği, bu duruma örnek olarak ise bir kişinin belirli hallerde kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini kamuya açık şekilde ilan etmesinin verilebileceği,</li><li>Alenileştirmenin gerçekleştirilebilmesi için alenileştirme iradesinin ne olduğuna bakılması gerektiği, zira bir kişinin kişisel verisinin herkesin görebileceği bir yerde olmasının aleni olmasını sağlamayacağı, alenileştirme durumunda kişisel verinin alenileştirme amacı kapsamında kullanılması gerektiği, somut olayda, alenileştirme bulunuyor olsa dahi ilgili kişinin reklam faaliyetleriyle ilgili kendisiyle iletişim kurulması amacıyla söz konusu kişisel verileri alenileştirmemiş ise, gerçekleştirilecek olan kişisel veri işleme faaliyetinin hukuka uygun olmayacağının değerlendirildiği,</li><li>Somut olayda işlenen kişisel verilere yönelik olarak ilgili kişinin açık rızasının alınmadığı, açık rızanın aranmadığı diğer hallerin ise bulunmadığı, bu kapsamda ilgili kişinin kişisel verilerinin Kanunun 5 inci maddesinde yer alan şartlar yerine getirilmeden reklam içerikli iletiler gönderilmesi amacıyla kullanılmasının Kanunun 12 nci maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendine aykırılık teşkil ettiği</li></ul>



<p>hususlarından hareketle veri sorumlusu hakkında Kanunun 18 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (b) bendi uyarınca 50.000 TL idari para cezası uygulanmasına</p>



<p>karar verilmiştir.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hukuka Aykırı Olarak Elde Edilen Veriler / 18-10-2019</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/hukuka-aykiri-olarak-elde-edilen-veriler-18-10-2019/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 17:18:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1377</guid>

					<description><![CDATA[Hukuka Aykırı Olarak Elde Edilen Veriler Üzerinden Vatandaşların Kimlik ve İletişim Bilgileri Gibi Kişisel Verilerinin Sorgulanmasına İmkân Tanıyan Yazılım/Program/Uygulamalar Hakkında]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Karar Tarihi: 18/10/2019</p>



<p>Karar No: 2019/308</p>



<p>Kişisel Verileri Koruma Kurumuna intikal eden ihbarlar kapsamında avukatlar/hukuk büroları ile finans, gayrimenkul danışmanlık, sigorta vb. sektörlerde faaliyet gösteren bazı kişi ve kuruluşlar tarafından muhtelif yollarla elde edilen veriler üzerinden vatandaşların kimlik ve iletişim bilgileri gibi kişisel verilerinin sorgulanmasına imkân tanıyan yazılım/program/uygulamaların kullanılmakta olduğu tespit edilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda bu durumun, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun veri sorumlularının veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini düzenleyen 12 nci maddesi hükümlerine aykırılık oluşturduğu dikkate alınarak, yaşanabilecek veri güvenliği ihlallerinin önüne geçilmesini teminen;</p>



<p>&#8211; Bu mahiyetteki yazılımları/programları/uygulamaları kullandığı tespit edilenler hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında gerekli adli işlemlerin tesisi için konunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 158 inci maddesi hükmü uyarınca ihbaren ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına bildirileceği,</p>



<p>&#8211; Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görev alanına giren yönüyle de veri sorumluları hakkında 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 18 inci maddesi hükmü çerçevesinde idari işlem tesis edileceği hususlarında kamuoyunun bilgilendirilmesine,</p>



<p>&#8211; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 15 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü uyarınca alınan bu ilke kararının Resmi Gazete ile Kurumun internet sitesinde yayımlanmasına</p>



<p>oybirliği ile karar verilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veri Sorumluları Siciline Kayıt Yükümlülüğünden İstisna Tutulacak Veri Sorumluları / 22-04-2020</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/veri-sorumlulari-siciline-kayit-yukumlulugunden-istisna-tutulacak-veri-sorumlulari-22-04-2020/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 16:57:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1363</guid>

					<description><![CDATA[Karar Tarihi: 22/04/2020 Karar No: 2020/315 Konu Özeti: Dernek, vakıf ve sendikaların Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünden istisna tutulması. I. Kararın Konusu ve Hukuki Dayanağı 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun (6698 sayılı Kanun) 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Karar Tarihi: 22/04/2020</p>



<p>Karar No: 2020/315</p>



<p>Konu Özeti:  Dernek, vakıf ve sendikaların Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğünden istisna tutulması.<br> </p>



<p><strong>I. Kararın Konusu ve Hukuki Dayanağı</strong></p>



<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun (6698 sayılı Kanun) 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “<em>Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır. Ancak, işlenen kişisel verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Kurul tarafından, Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğuna istisna getirilebilir.</em>” hükmüne göre kural olarak kişisel veri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin Veri Sorumluları Siciline (Sicil) kayıt yükümlülüğü bulunmakla birlikte Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından bu yükümlülüğe istisna getirilebilmektedir.</p>



<p>6698 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Sicile kayıt yükümlülüğüne istisna getirilen veri sorumluları ile ilgili 02.04.2018 tarihli ve 2018/32 sayılı Kurul kararı ile;</p>



<ol><li>Herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla yalnızca otomatik olmayan yollarla kişisel veri işleyenler,</li><li>18/01/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca faaliyet gösteren noterler,</li><li>04/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa göre kurulmuş derneklerden, 20/02/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununa göre kurulmuş vakıflardan ve 18/10/2012 tarihli 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre kurulmuş sendikalardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler,</li><li>22/04/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre kurulmuş siyasi partiler,</li><li>19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca faaliyet gösteren avukatlar,</li><li>1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu uyarınca faaliyet gösteren Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler</li></ol>



<p>Sicile kayıt yükümlülüğünden istisna tutulmuştur.</p>



<p>Anılan Kurul kararının 3 üncü maddesinde yer alan “<em>04/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa göre kurulmuş derneklerden, 20/02/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununa göre kurulmuş vakıflardan ve 18/10/2012 tarihli 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre kurulmuş sendikalardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler</em>” ifadesinin kapsamı, yorumlanması ve uygulamada yaşanan bazı tereddütler nedeniyle Kuruma iletilen görüş taleplerinin değerlendirilmesi sonucunda;</p>



<ul><li>Sicile kayıt yükümlülüğüne istisna getirilen 02.04.2018 tarihli ve 2018/32 sayılı Kurul kararının 3 üncü maddesinde yer alan “<em>04/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa göre kurulmuş derneklerden, 20/02/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununa göre kurulmuş vakıflardan ve 18/10/2012 tarihli 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre kurulmuş sendikalardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler.” ifadesinin “yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak üzere kişisel veri işleyen Türkiye’de yerleşik dernek, vakıf ve sendikalar</em>” şeklinde değiştirilmesinin,</li><li>Anılan Kararın Kurum internet sayfası ve Resmi Gazetede yayımlanmasının</li></ul>



<p>gerektiği kanaatine varılmıştır.</p>



<p><strong>II. Sonuç</strong></p>



<p>6698 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi gereği Sicile kayıt yükümlülüğüne istisna getirilen 02.04.2018 tarihli ve 2018/32 sayılı Kurul kararının 3 üncü maddesinde yer alan dernek, vakıf ve sendikalarla ilgili istisna hususundaki başvurular üzerine Kurul tarafından yapılan değerlendirme sonucunda;</p>



<ul><li>Sicile kayıt yükümlülüğüne istisna getirilen 02.04.2018 tarihli ve 2018/32 sayılı Kurul kararının 3 üncü maddesinde yer alan “<em>04/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa göre kurulmuş derneklerden, 20/02/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununa göre kurulmuş vakıflardan ve 18/10/2012 tarihli 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre kurulmuş sendikalardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler.” ifadesinin “yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak üzere kişisel veri işleyen Türkiye’de yerleşik dernek, vakıf ve sendikalar</em>” olarak değiştirilmesinin,</li><li>Anılan Kararın Kurum internet sayfası ve Resmi Gazetede yayımlanmasının kabulüne</li></ul>



<p>oybirliği ile karar verilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SİGORTA HUKUKU &#8211; SİGORTACININ SORUMLULUĞU &#8211; MASRAFLAR VE AVUKATLIK ÜCRETİ / 20-05-2014</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/sigorta-hukuku-sigortacinin-sorumlulugu-masraflar-ve-avukatlik-ucreti-20-05-2014/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Aug 2018 20:50:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=472</guid>

					<description><![CDATA[Özet: Hüküm altına alınan tazminat sigorta bedelini geçerse, sigortacı yargılama giderleri ile avukatlık ücretini sigorta bedelinin tazminata olan ölçüsü oranında ödemekle yükümlüdür. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E: 2008/2845 K: 2009/6683 T: 01.06.2009 Taraflar arasında görülen davada Üsküdar Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.09.2007 tarih ve 2004/266-2007-192 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılardan sigorta şirketi vekili tarafından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özet: Hüküm altına alınan tazminat sigorta bedelini geçerse, sigortacı yargılama giderleri ile avukatlık ücretini sigorta bedelinin tazminata olan ölçüsü oranında ödemekle yükümlüdür.</p>
<p>YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ</p>
<p>E: 2008/2845 K: 2009/6683 T: 01.06.2009</p>
<p>Taraflar arasında görülen davada Üsküdar Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18.09.2007 tarih ve 2004/266-2007-192 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılardan sigorta şirketi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>
<p>Davacı vekili dava ve ıslah dilekçesi ile, davalıların sürücüsü, maliki ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu araçta yolcu olan müvekkilinin bir kazada yaralandığını ileri sürerek 114.431,73.-TL. maddi, 30.000.-TL. manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>
<p>Davalılardan sigorta şirketi vekili, müvekkili şirketin sorumluluğunun poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>
<p>Diğer davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.</p>
<p>Mahkemece; toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>
<p>Kararı, davalılardan sigorta şirketi vekili temyiz etmiştir.</p>
<p>Dava, haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, ZMSS Genel fiyatlarının 12/4. maddesi uyarınca, hükmolunan tazminat sigorta bedelini geçerse, sigortacı yargılama giderleri ile avukatlık ücretini sigorta bedelinin tazminata oranı dahilinde ödemekle yükümlüdür. Hükmolunan tazminat miktarı, poliçe limitini aştığına göre, limitin tazminata olan oranı dahlinde davalılardan sigorta, yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulmak gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.</p>
<p>SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle, davalılardan sigorta şirketi vekilinin temyiz itirazlarını kabulü ile hükmün bu davalı yarınaBOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ESER SÖZLEŞMESİ İTİRAZIN İPTALİ / 29-05-2014</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/eser-sozlesmesi-itirazin-iptali-29-05-2014/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Aug 2018 20:48:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=469</guid>

					<description><![CDATA[T.C. YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ Esas Karar &#8212;&#8212;&#8211; &#8212;&#8212;&#8211; 2013/5830 2013/6616 Y A R G I T A Y  İ L A M I Mahkemesi :Fethiye 1. Asliye Hukuk Hakimliği Tarihi :14.02.2013 Numarası :2012/88-2013/218 Davacı :Mehmet Kaya Vek.Av.Ümit Ay Davalı :Haliİ &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>T.C.<br />
YARGITAY<br />
15.HUKUK DAİRESİ</p>
<p>Esas Karar<br />
&#8212;&#8212;&#8211; &#8212;&#8212;&#8211;<br />
2013/5830 2013/6616</p>
<p>Y A R G I T A Y  İ L A M I</p>
<p>Mahkemesi :Fethiye 1. Asliye Hukuk Hakimliği<br />
Tarihi :14.02.2013<br />
Numarası :2012/88-2013/218<br />
Davacı :Mehmet Kaya Vek.Av.Ümit Ay<br />
Davalı :Haliİ &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından<br />
istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar<br />
okundu gereği konuşulup düşünüldü:</p>
<p>&#8211; K A R A R &#8211;</p>
<p>Dava, eser sözleşmesi nedeniyle ödenen iş bedelinin tahsili istemi ile girişilen icra<br />
takibine itirazın iptâli, takibin devamı ve %40 icra inkâr tazminatı istemiyle açılmış,<br />
mahkemece davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karar davacı<br />
tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dosyaya delil olarak ibraz edilen tarihsiz belgede 11.07.2011 günü Mehmet ,,,,,,,,, ile<br />
yapılan anlaşma gereği sözleşmede yazılı 4.000,00 TL’nin teslim alındığı yazılı olup davalı<br />
yüklenici Halil &#8230;&#8230;&#8230;.. hakkında Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan 2012/131 Esas<br />
sayılı ceza dosyasında davalı Halil &#8230;&#8230;&#8230;.’ın 19.12.2012 günlü beyanında prefabrik ev<br />
yapmak üzere davacı Mehmet &#8230;&#8230;.. ile anlaşma yaptığını kabul ettiğinden yazılı belge içeriği<br />
ve davalının beyanına göre akdî ilişkinin davacı Mehmet &#8230;&#8230;&#8230; ile kurulduğunun kabulü ile<br />
işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken akdî ilişkinin dava dışı<br />
Halime &#8230;&#8230;&#8230; ile kurulduğunun kabulü sureti ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru<br />
olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.</p>
<p>SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA,<br />
ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 10.12.2013<br />
gününde oybirliğiyle karar verildi</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
