<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ay Hukuk B&uuml;rosu</title>
	<atom:link href="https://www.ayhukuk.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ayhukuk.net</link>
	<description>Avukat &#220;mit AY &#124; Fethiye Law Office</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2023 09:09:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.5.17</generator>

<image>
	<url>https://www.ayhukuk.net/wp-content/uploads/2018/09/ay512-150x150.png</url>
	<title>Ay Hukuk B&uuml;rosu</title>
	<link>https://www.ayhukuk.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 19. Ceza Dairesi, Esas No.: 2018/3834, Karar No.: 2019/8944, Karar tarihi: 27.05.2019</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/t-c-yargitay-baskanligi-19-ceza-dairesi-esas-no-2018-3834-karar-no-2019-8944-karar-tarihi-27-05-2019/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2023 09:09:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1715</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İçtihat Metni&#8221; Görevi kötüye kullanma suçundan şüpheliler &#8230; ve &#8230; haklarında yürütülen soruşturma evresi sonucunda Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 23/08/2017 tarihli ve 2017/9592 soruşturma, 2015/4820 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine dair mercii Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/10/2017 tarihli ve 2017/4395 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı&#8217;nın 24/01/2018 gün ve 2017/12612 sayılı kanun yararına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>Görevi kötüye kullanma suçundan <mark>şüpheliler</mark> &#8230; ve &#8230; haklarında yürütülen soruşturma evresi sonucunda Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca <mark>verilen</mark> 23/08/2017 tarihli ve 2017/9592 soruşturma, 2015/4820 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine dair mercii Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/10/2017 tarihli ve 2017/4395 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı&#8217;nın 24/01/2018 gün ve 2017/12612 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/02/2018 gün ve KYB. 2018/8399 sayılı ihbarnamesi <mark>ile</mark> dairemize gönderilmekle okundu.<br>Anılan ihbarnamede;<br>5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada kanuna uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar <mark>verebileceği</mark> yönündeki açıklamalar karşısında,<br>Dosya kapsamına göre, müşteki vekilinin Ziraat Bankası Süloğlu Şubesinden belge talebinde bulunduğu, banka tarafından <mark>verilen</mark> cevabi yazıda vekilin yetkili kılındığı 22/01/2009 tarihli ve 507 yevmiye nolu genel vekaletnamede, Ziraat Bankası Şubelerinden belge talep etme ilgili yetki verilmediğinden bahisle olumsuz cevap verildiği, alınan olumsuz cevap üzerine müşteki vekilince banka <mark>görevlileri</mark> hakkında suç duyurunda bulunulduğu, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma evresi sonucunda, taraflar arasındaki olayın hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun 2/3. maddesindeki &#8220;Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları <mark>ile</mark> kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, <mark>sigorta</mark> şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin <mark>mahkemeden</mark> alınabilir.&#8221; hükmü karşısında, müşteki vekilinin bankadan talep ettiği belgelerin kendisine verilmesi gerektiği hususunun kanundan kaynaklanan bir zorunluluk olduğu, ancak banka <mark>görevlilerinin</mark> bu talebi yerine getirmeyerek görevlerinin gereklerine aykırı davrandıkları anlaşılmakla, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca <mark>verilen</mark> takipsizlik kararının usul ve yasaya aykırı olduğu, bu <mark>nedenle</mark> itirazın kabûlü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,<br>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun &#8220;Avukatlığın amacı:&#8221; 2. maddesi;<br>&#8220;(Değişik birinci fıkra : 2/5/2001 &#8211; 4667/2 md.) Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.<br>Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve <mark>kişilerin</mark> yararlanmasına tahsis eder.<br>(Değişik ikinci fıkra: 2/5/2001 &#8211; 4667/2 md.) Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları <mark>ile</mark> kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, <mark>sigorta</mark> şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin <mark>mahkemeden</mark> alınabilir.&#8221; hükmünü amirdir.<br>1136 sayılı Kanun&#8217;un 2. maddesinde değişiklik yapan 4667 sayılı Kanun&#8217;un genel gerekçesinde; &#8220;Savunmanın yargının temel unsurlarından birisi olduğu düşüncesinden hareketle, avukatlık mesleğinin günümüz koşullarına göre en iyi şekilde yapılabilmesi için tasarıyla avukatlara görevlerini yerine getirmelerinde yardımcı olacak kuruluşlara açıklık <mark>getirilerek</mark> bu kuruluşlardan bilgi ve belge toplama yetkisi verilmektedir&#8230;&#8221; şeklinde, madde gerekçesinde ise; &#8220;Avukatlık Kanunu&#8217;nun 2. Maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan &#8220;adli <mark>merciler</mark> ve diğer resmi daireler&#8221; ibaresi yerine bu kurum ve kuruluşlar <mark>genişletilerek</mark>, &#8220;kamu iktisadi teşebbüsleri, kamu kurum ve kuruluşları, özel ve kamuya ait bankalar ve diğer kurum ve kuruluşlar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmakla yükümlü&#8221; tutulmuşlardır. Adli <mark>merciler</mark> tabiri ise, yargı organları şeklinde değiştirilmiş ve emniyet makamları da madde kapsamına alınmış, ayrıca avukatlara belge toplayabilme yetkisi verilmiştir&#8230;&#8221; şeklinde, kanun koyucunun amacı, kimleri avukatlara bilgi ve belge vermekle yükümlü (zorunlu) kıldığı açıkça belirtilmiştir(https://www2.tbmm.gov.tr/d21/1/1-0422.pdf).<br>Kanun metninden ve gerekçesinden açıkça anlaşılacağı üzere; madde metninde yazılı kurum ve kuruluşların (özel veya kamuya ait bankalar dahil olmak üzere) avukatların görevini yerine getirmesinde gerek duyacağı bilgi ve belgeleri incelemelerine sunmak zorunda olduğu, vekaletname ibrazı halinde ise avukatlara müvekkilleriyle ilgili bu belgelerden örnek vermek zorunda olacakları düzenlenmiştir.<br>Suç ve şikayet tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK&#8217;nin &#8220;Görevi kötüye kullanma&#8221; başlıklı 257. maddesi;<br>&#8220;(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olan ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası <mark>ile</mark> cezalandırılır.<br>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olan ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası <mark>ile</mark> cezalandırılır.&#8221; hükümlerini amirdir.<br>Buna göre; TCK&#8217;nin 257. maddesinde yazılı &#8220;görevi kötüye kullanma&#8221; suçunun faili; &#8220;kamu görevlisi&#8221;dir.<br>5237 sayılı TCK&#8217;nin 6/(1)-c. maddesinde kamu görevlisi;<br>&#8220;&#8230;c) Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,&#8230; Anlaşılır.&#8221; şeklinde açıkça tanımlanmıştır.<br>Suçun hukuki konusu; kamu <mark>görevlileri</mark> tarafından <mark>üstlenilen</mark> ve toplum adına icra <mark>edilen</mark> kamu görevidir. Bu <mark>nedenle</mark>, görevi kötüye kullanma suçunun mağduru da toplumdur. Suçun maddi unsuru (fiil); maddenin 1. fıkrasında &#8220;görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olmak ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlamak&#8221;, 2. fıkrasında ise; &#8220;görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, <mark>kişilerin</mark> mağduriyetine veya kamunun zararına <mark>neden</mark> olmak ya da <mark>kişilere</mark> haksız bir menfaat sağlamak&#8221; olarak belirtilmiştir.<br>5271 sayılı CMK&#8217;nin &#8220;Kamu davasını açma görevi&#8221; başlıklı 170. maddesi;<br>&#8220;(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.<br>(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.<br>&#8230;<br>(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da <mark>ileri</mark> sürülür.&#8221;,<br>&#8220;Kamu davasını açmada takdir yetkisi&#8221; başlıklı 171. maddesi;<br>&#8220;(1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.<br>(2) 253 üncü maddenin ondokuzuncu fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Cumhuriyet savcısı, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup, üst sınırı bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir&#8230;&#8221;<br>&#8220;Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar&#8221; başlıklı 172. maddesi;<br>&#8220;(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde <mark>edilememesi</mark> veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören <mark>ile</mark> <mark>önceden</mark> ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.<br>(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz&#8230;&#8221; hükümlerini amirdir.<br>Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 28.04.2009 tarihli, 2009/6-35 E., 2009/103 K. sayılı kararında ve pek çok emsal kararında da belirtildiği üzere;<br>&#8220;&#8230;Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Ancak soruşturma sırasında maddi gerçeğe ulaşmak için nasıl bir yol izleyeceğine ve hangi kanıtların toplanması gerektiğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Aslında suçların çeşitliliği ve toplumsal yaşamın karmaşıklığı göz önüne alındığında böyle bir düzenlemenin çok da isabetli olmayacağı kuşkusuzdur. Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacına yönelik olarak hangi tür olaylarda hangi yolları takip edeceğine ilişkin mevzuatta bir açıklık bulunmamakla birlikte bu husus tamamen bilinmeyen bir konu da değildir. Daha önce karşılaşılan benzer olaylardaki hareket tarzı yoluyla kazanılan ve mesleki birikim olarak <mark>isimlendirilebilecek</mark> tecrübe, yargısal kararlar ve öğreti, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için Cumhuriyet savcısının yolunu aydınlatmaktadır&#8230;&#8221; şeklinde soruşturma aşamasında hangi delillerin <mark>toplanabileceği</mark> hususunun Cumhuriyet savcısı tarafından, her olayın özelliğine göre mesleki bilgi ve birikimi çerçevesinde belirleneceği, bu husustaki takdir yetkisinin hiçbir zaman ucu açık veya keyfi bir yetki olarak kullanılamayacağı anlatılmaktadır.<br>Yukarıda yazılı mevzuat, gerekçe metni ve emsal içtihat ışığında, kanun yararına konu somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde;<br>Şikayetçi (suçtan zarar gören) vekilinin <mark>dilekçesinde</mark> adı geçen banka <mark>ile</mark> arasındaki yazışmaların birer örneğini, vekaletname suretini şikayet <mark>dilekçesine</mark> eklediği ve banka <mark>ile</mark> arasında yaşanan olayları delilleriyle anlattığı, ancak Cumhuriyet savcısı tarafından; <mark>ileri</mark> sürülen iddiaların doğruluğuna dair yapılan yazışmaların aslı gibi bir örneğinin ve konu hakkında <mark>başvurana</mark> <mark>neden</mark> bilgi verilmediğine dair savunmanın ilgili bankadan istenmediği, <mark>şüphelilerin</mark> bu hususta ifadesinin alınmasına başvurulmadığı, şikayet tarihinden (22.08.2017) bir gün sonra (23.08.2017) &#8220;avukatın bankadan istediği belgelerin temini için Sulh Hukuk Mahkemesinde bir delil tespiti davası <mark>açabileceği</mark>, bu <mark>nedenle</mark> taraflar arasındaki olayın bir hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu&#8221; gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verildiği görülmektedir.<br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun, sadece avukatlar için değil, avukatlar dışında ilgili görülen tüm muhataplar için de (özel veya kamu tüzel <mark>kişileri</mark> de dahil olmak üzere) uymaları gereken kuralları düzenlediği, banka çalışanlarının, <mark>vekalaletname</mark> <mark>ile</mark> <mark>başvuran</mark> <mark>mirasçı</mark> <mark>vekiline</mark> <mark>vefat</mark> <mark>eden</mark> <mark>babasının</mark> <mark>sigorta</mark> <mark>evraklarını</mark> <mark>vermemesi</mark> <mark>eyleminin</mark>, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu iddiası <mark>ile</mark> haklarında TCK&#8217;nin 257. maddesinde düzenlenen &#8220;görevi kötüye kullanma&#8221; suçundan kamu davası açılması için dosyada toplanan başvuru evrakı ve bankanın yazı cevabının yeterli şüpheyi oluşturacak delil olarak nitelendirilmesi gerekeceği, şayet kamu davası açmak için bunlarla <mark>yetinilemeyeceği</mark> kanaati hasıl olursa, bu kez yazışma belgelerinin aslı gibi onaylı örneğinin ilgili bankadan <mark>istenebileceği</mark> ve memurların bu şekilde cevap vermelerini gerektiren bir mevzuat veya emir varsa bunun araştırılması için ifadelerinin <mark>alınabileceği</mark>, bunun dışında sırf &#8220;uyuşmazlığın hukuki ihtilaf olduğu&#8221; gibi subjektif ve maddi dayanağı olmayan bir gerekçeyle kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar <mark>verilemeyeceği</mark>, somut olayda şikayetin bir gün sonrasında hiçbir işlem yapmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veren Cumhuriyet savcılığının şikayetçi tarafından sunulan delillerin hangi gerekçeyle atılı suçu oluşturduğuna dair yeterli bir şüphe oluşturmayacağından bahsetmediği, keza itirazı inceleyen merciin <mark>başvuranı</mark> veya toplumu tatmin <mark>eden</mark> bir gerekçe olmaksızın itirazın reddine karar verdiği anlaşılmakla,<br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu <mark>nedenle</mark> yerinde görüldüğünden, Edirne 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/10/2017 tarihli ve 2017/4395 değişik iş sayılı kararının CMK&#8217;nin 309/4-a. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin, kararı veren mahkeme tarafından, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yerine getirilmesine, 27/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 4. Ceza Dairesi, Esas No.: 2022/9610, Karar No.: 2022/22004, Karar tarihi: 08.11.2022</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/t-c-yargitay-baskanligi-4-ceza-dairesi-esas-no-2022-9610-karar-no-2022-22004-karar-tarihi-08-11-2022/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 08:40:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1711</guid>

					<description><![CDATA[4. Ceza Dairesi         2022/9610 E.  ,  2022/22004 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; KARAR Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan şüpheli &#8230; hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda &#8230; Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 15/09/2021 tarihli ve 2021/6266 soruşturma, 2021/3660 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin merci &#8230; Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/10/2021 tarihli ve 2021/3374 değişik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>4. Ceza Dairesi         2022/9610 E.  ,  2022/22004 K</strong>.</p>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>KARAR<br><br>Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan şüpheli &#8230; hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda &#8230; Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 15/09/2021 tarihli ve 2021/6266 soruşturma, 2021/3660 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin merci &#8230; Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/10/2021 tarihli ve 2021/3374 değişik iş sayılı sayılı kararının Adalet Bakanlığı <mark>tarafından</mark> kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın 08/06/2022 gün ve 2022/71209 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:<br>İstem yazısında; &#8221; Dosya kapsamına göre, müştekinin, <mark>şüpheliler</mark> <mark>tarafından</mark> <mark>kullanmakta</mark> <mark>olduğu</mark> <mark>cep</mark> <mark>telefon</mark> <mark>hattına</mark> kısa <mark>mesaj</mark> <mark>göndererek</mark> hakkında icra takibi yapılacağının belirtilmek suretiyle kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun işlendiği iddiasıyla yapılan şikayet üzerine başlatılan soruşturma neticesinde herhangi bir soruşturma işlemi yapılmaksızın kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,<br>5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,<br>&#8230;Cumhuriyet Başsavcılığı <mark>tarafından</mark> 08/09/2021 tarihinde alınan müşteki beyanında, şikayete konu <mark>mesajın</mark> incelendiği, <mark>mesaj</mark> gönderen kişinin &#8230; Ltd. <mark>olduğunun</mark> ve <mark>mesaj</mark> içeriğininde &#8220;sayin &#8230;- dosyanız icra takibi başlatılması için hukuk ofisine devredilmiştir. &#8230; www&#8230;.hukuk.com &#8230;&#8221; şeklinde ifadeler yer aldığının tespit edildiği, bu kapsamda <mark>mesaj</mark> gönderen &#8230; Ltd. isimli şirkete ait mevcut ise ticaret sicil kayıtlarının getirtilip gerçek bir ticari işletme olup olmadığının tespit edilerek, gerçek olması halinde müşteki ile ilgili şirket arasında ticari bir ilişkisinin olup olmadığının araştırılması, anılan ticari işletmenin yetkili ve/veya sahiplerinin tespit edilerek savunmalarının alınması sonrası suç nitelendirmesi ve hukuki durumun tayin ve takdir edilmesi amacıyla soruşturmanın genişletilmesine,<br>Diğer yandan, şüpheli &#8230; isimli Hukuk Bürosu&#8217;na ilişkin gerekli araştırmanın yapılarak gerçekte böyle bir hukuk bürosunun olup olmadığının tespit edilerek, ilgili avukat/avukatların kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, şikayete konu eylem nedeniyle de, benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 27/03/2018 tarihli ve 2017/6844 esas, 2018/ 4309 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, müştekinin iddiası doğrultusunda, şüpheli / <mark>şüphelilerin</mark> eylemlerinin görevinden doğan veya görev sırasında işlenmiş bir suç niteliğinde görülerek, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu&#8217;nun 58. maddesinin 1. fıkrasında yer alan &#8221;Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlarından dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı <mark>tarafından</mark> yapılır.&#8221; şeklindeki düzenlemeye istinaden soruşturma izni verilip verilmeyeceğinin takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığı&#8217;na gönderilmesi gerektiği nazara alınmadan, atılı suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle genel hükümler uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı <mark>olduğu</mark> cihetle, itirazın bu yönden kabulüne, Karar verilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.&#8221; denilmektedir.<br>Hukuksal Değerlendirme:<br>Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu ile korunan hukuki yarar kişi özgürlüğünün korunması ve bireyin, psikolojik ve ruhsal bakımdan rahatsız edilmemesi ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, kanun metninde yazılı bulunan <mark>telefon</mark> etme, gürültü yapma ya da aynı maksatla, hukuka aykırı bir davranışta bulunulması eylemlerini bir kez yapmasının yeterli olmadığı, eylemlerin ısrarla tekrarlanması, süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile işlenmesi gerekmektedir.<br>İncelenen somut olayda; müştekinin <mark>kullanmakta</mark> <mark>olduğu</mark> <mark>cep</mark> <mark>telefonuna</mark> şüpheli/<mark>şüpheliler</mark> <mark>tarafından</mark> 1 adet kısa <mark>mesaj</mark> <mark>göndererek</mark> hakkında icra takibi yapılacağının belirtildiği, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşabilmesi için fail/faillerin eylemlerini bir kez yapmasının yeterli olmadığı, eylemlerin ısrarla tekrarlanması, süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile işlenmesi gerektiği ancak somut olayda eylemin 1 kez gerçekleşmesi nedeni ile ısrar şartının oluşmadığı, <mark>mesajın</mark> göndericisi olarak gözüken şirketin varlığının araştırılması ve bahse konu hukuk bürosu çalışanları ile ilgili Adalet Bakanlığı’ndan izin alınması için soruşturmaya konu bir suçun bulunmasının gerektiği ancak incelenen dosyada ısrar şartının oluşmaması nedeni ile suçun oluşmadığı anlaşıldığından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar yerinde olup, mercii <mark>tarafından</mark> verilen itirazın reddi kararı da yerinde görüldüğünden, kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir.<br>Sonuç ve Karar.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK&#8217;nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, 08/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 15. Ceza Dairesi, Esas No.: 2017/1324, Karar No.: 2017/10705, Karar tarihi: 10.05.2017</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/1704-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2023 08:33:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1704</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Ağır Ceza MahkemesiSUÇ :&#160;Nitelikli&#160;dolandırıcılıkHÜKÜM : Beraat Nitelikli&#160;dolandırıcılık&#160;suçundan&#160;sanığın&#160;beraatine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Katılan vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 318 ve 5271 sayılı CMK&#8217;nın 299. maddeleri gereğince reddine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul><li></li></ul>



<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br>SUÇ :&nbsp;<mark>Nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark><br>HÜKÜM : Beraat<br><br><mark>Nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark>&nbsp;suçundan&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;beraatine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br>Katılan vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 318 ve 5271 sayılı CMK&#8217;nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;<br>&#8230; Grup Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olan&nbsp;<mark>sanığın</mark>, sahibinden.com isimli internet sitesine&#8230;plakalı Volkswagen marka aracın 68.000 km&#8217;de olduğunu belirten satış ilanı verdiği, katılanın ilanı görerek sanığı aradığı ve aralarındaki anlaşma sonucu katılanın aracı satın aldığı ancak aracın yetkili servise götürülmesi ile, aracın kilometre saatinin değiştirildiğinin ve&nbsp;<mark>200.617</mark>&nbsp;<mark>kilometrede</mark>&nbsp;<mark>olduğunun</mark>&nbsp;<mark>tespit</mark>&nbsp;<mark>edildiği</mark>,&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;<mark>suretle</mark>&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;<mark>nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark>&nbsp;<mark>suçunu</mark>&nbsp;işlediğinin iddia&nbsp;<mark>edildiği</mark>&nbsp;olayda;&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;katılana yaptığı satıştan yaklaşık üç ay önce aracı &#8230;Turizm Otomotiv Sanayi Şirketinden noter aracılığı ile satın aldığı ve&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;satışın araç&nbsp;<mark>200.617</mark>&nbsp;<mark>kilometrede</mark>&nbsp;iken yapıldığına dair ekspertiz raporunun &#8230; Şirketi tarafından dosyaya sunduğu, kilometre değişikliğinin servis kayıtları ile de sabit olduğu,&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;haliyle şirket adına hareket eden&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;aracı satın aldıktan sonra kilometre saatini değiştirerek, sahibinden.com isimli siteye ilan verdiği ve katılanı hileli davranışlarla aldatıp menfaat temin ettiği ancak eylemden sonra ödemede&nbsp;<mark>bulunduğu</mark>&nbsp;anlaşılmakla,&nbsp;<mark>sanığın</mark>&nbsp;eyleminin 5237 sayılı TCK&#8217;nın 158/1-h maddelerinde belirtilen&nbsp;<mark>nitelikli</mark>&nbsp;<mark>dolandırıcılık</mark>&nbsp;<mark>suçunu</mark>&nbsp;oluşturduğu ve mahkumiyetine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı gerekçeyle beraat hükümü kurulması,<br>Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları&nbsp;<mark>bu</mark>&nbsp;nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun&#8217;un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 321. maddesi uyarınca, hükmün BOZULMASINA, 10/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı – 9. Hukuk Dairesi, Esas No.: 2022/3289, Karar No.: 2022/4955, Karar tarihi: 20.04.2022</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/1701-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2023 09:05:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1701</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;İçtihat Metni&#8221; BÖLGE ADLİYEMAHKEMESİ : &#8230; 30. Hukuk DairesiDAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECEMAHKEMESİ : &#8230; 5. İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>



<p><br>BÖLGE ADLİYE<br>MAHKEMESİ : &#8230; 30. Hukuk Dairesi<br>DAVA TÜRÜ : ALACAK<br><br>İLK DERECE<br>MAHKEMESİ : &#8230; 5. İş Mahkemesi<br><br>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:<br></p>



<p>Y A R G I T A Y K A R A R I<br><br>Davacı İsteminin Özeti:<br>Davacı vekili, müvekkilinin &#8230; bünyesinde temizlik elemanı olarak 2002 yılında işe alınarak, iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiği 13.06.2012 tarihine kadar temizlik personeli olarak çalıştığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin fesih sebebi olarak Sosyal Güvenlik Kurumu&#8217;na 29 kod numarası bildirildiğini ve &#8220;İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih&#8221; nedeni ile müvekkilinin işten çıkarıldığını, iddia edilen görüntülerde ahlaksız bir görüntü bulunmadığının &#8230; 3 Asliye Ceza Mahkemesinin dava dosyasındaki bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, müvekkilin o tarihte &#8230;&#8217;nde temizlik görevlisi olmasına rağmen &#8230; Endüstriyel Tem. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. çalışanı olarak gösterildiğini, Yargıtayın verdiği kararlarda da temizlik personelinin işvereninin Üniversite olduğunun kabul edildiğini belirterek davacının özel hayatın&nbsp;<mark>gizliliğini</mark>&nbsp;ihlal ve şantaj nedeniyle uğradığı manevi zarar sebebiyle ve çektiği acı, elem ve ızdırabı bir nebze olsun azaltmak amacıyla 100.000 TL manevi tazminatın davalılardan 30 Haziran 2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı Cevabının Özeti:<br>Davalılar vekili, davacının çalışmış olduğu hastane başhekimliğinin tüzel kişiliği ve dolayısıyla taraf ehliyetinin de mevcut olmadığını, ayrıca davacı ile üniversite arasında da bir iş sözleşmesinin bulunmadığını, müvekkillerin &#8230; Hastanesinde çalışan 657, 2547 sayılı yasaya tabii devlet memuru olduklarını, müvekkillerin işveren sıfatı taşımadıklarını, davanın haksız fiil iddiasına dayalı olması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacının iş akdinin işvereni &#8230; Temizlik Ltd. Şti. tarafından geçerli nedenle feshedilerek kıdem ve ihbar tazminatlarının kendisine ödendiğini, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.<br>Yargılama Safhası ve İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:<br>İlk Derece Mahkemesinin 17.04.2018 tarihli 2017/613 Esas 2018/247 Karar sayılı mahkemenin görevsizliğine ilişkin kararının davacı tarafın istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli 2018/3677 Esas 2018/2105 Karar sayılı kararı ile HMK&#8217;nun 353/1-a-3 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek yerel mahkemesine iade edilmesine karar verilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı üzerine yapılan yargılamada, &#8230; Üniversitesi Hastanesinde yetkili pozisyonunda çalışan davalıların, davacının da ara sıra kullandığı ve P.M. ve Y.G.&#8217;nin çalışma odası ve morg odasına görecek şekilde hukuka aykırı şekilde&nbsp;<mark>gizli</mark>&nbsp;<mark>kamera</mark>&nbsp;koydukları,&nbsp;<mark>kamera</mark>&nbsp;görüntülerinde davacı ile P.M&#8217;nin uygunsuz hallerinin görüntülendiğini belirterek davacıya istifa etmesi konusunda baskı uygulandığı, davacı ile P.M.&#8217;nın uygunsuz ilişki yaşadığına dair hastanede dedikodular yapıldığı, davacının bu olaylar nedeniyle &#8230; Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Psikiyatri bölümünde psikolojik tedavi gördüğü anlaşılmakla davalıların hukuka aykırı eylemleri nedeniyle davacının kişilik haklarının zedelendiği, ruh sağlığının olumsuz etkilendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile “10.000,00 manevi tazminatın olay tarihi olan 30.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.<br>İstinaf Başvurusu:<br>İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :<br>Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br>Temyiz Başvurusu :<br>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.<br>Gerekçe:<br>1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br>2-Uyuşmazlık, özel hayatın&nbsp;<mark>gizliliğinin</mark>&nbsp;ihlali nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi (818 sayılı BK 47) hükmüne göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir..<br>Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.<br>Somut olayda; davalıların özel hayatın&nbsp;<mark>gizliliğini</mark>&nbsp;ihlal suçu işlediği ceza mahkemesi kararı ile sabit olup, bu eylemleri nedeniyle de davacının iş, aile ve sosyal yaşamında ağır bir şekilde olumsuzluklara yol açtıkları ve tüm bu nedenlerle davacının psikolojik tedavi gördüğü de dosya içeriğine göre ispatlanmıştır.<br>Bu durumda, ihlal edilen hakkın niteliği, olayın oluş ve gelişim şekli gözönüne alındığında, hükmedilen tazminat miktarı az olmakla birlikte, bu miktar gelişen hukukta aranan caydırıcılık unsurunu da taşımaktan yoksundur.<br>Tüm bu nedenlerle; daha yüksek manevi tazminat takdir edilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.<br>Sonuç:<br>Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://karararama.yargitay.gov.tr/">https://karararama.yargitay.gov.tr/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>T.C. Yargıtay Başkanlığı &#8211; 11. Hukuk Dairesi, Esas No.: 2020/1455, Karar No.: 2022/4194, Karar tarihi: 30.05.2022</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/t-c-yargitay-baskanligi-11-hukuk-dairesi-esas-no-2020-1455-karar-no-2022-4194-karar-tarihi-30-05-2022/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Damla Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2023 09:36:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1699</guid>

					<description><![CDATA[YARGITAY İLAMITÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28.06.2018 tarih ve 2017/233 E- 2018/226 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi&#8217;nce verilen 07.02.2020 tarih ve 2018/1985 E- 2020/149 K. sayılı kararın Yargıtay&#8217;ca incelenmesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">YARGITAY İLAMI<br>TÜRK MİLLETİ ADINA</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28.06.2018 tarih ve 2017/233 E- 2018/226 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi&#8217;nce verilen 07.02.2020 tarih ve 2018/1985 E- 2020/149 K. sayılı kararın Yargıtay&#8217;ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve<br>temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi K1 tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler<br>okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Davacı vekili, müvekkilinin kendine has çizgilerle tasarladığı ve ürettiği mobilyaların 2016/05932 no&#8217;lu tasarım tescili belgesi ile korunduğunu, müvekkili ile davalı şirketin mağazalarının çok yakın olduğunu, davalı<br>tarafından müvekkilinin ürünlerinin aynısının üretim ve satışının yapıldığını Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi&#8217;nin 2017/21 D. iş dosyası ile tespit edildiğini ileri sürerek, tescilli tasarım hakkına<br>tecavüzün tespitini, durdurulmasını, önlenmesini, şimdilik 1.000.-TL maddi, 50.000.-TL manevi tazminatın, zararın tespit tarihi olan 30.05.2017 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikten davalıdan tahsilini talep etmiş,<br>31.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 10.000,00 TL&#8217;ye yükseltmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Davalı vekili, müvekkilinin ürünleri üretmediğini, sadece satış yaptığını, ürünlerin davacı tasarımına benzediğini bilebilecek durumda olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davalıya ait iş yerinde tespit edilen ürünlerin, davacıya ait 2016/05932 sayılı tescile konu ürünlerle ayniyete yakın derecede benzerlik gösterdiği, davacıya ait tescilli tasarımın başvuru tarihi olan 02.09.2016 tarihinin davalının fiili kullanımını dayandırdığı tescilli tasarımın başvuru tarihi olan 09.12.2016 tarihine göre 3 ay öncesine ait olduğu, 6769 sayılı SMK’nın 155. maddesi uyarınca marka, patent veya tasarım hakkı sahibinin, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma olarak ileri süremeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı adına 2016/05932 tescil sayılı tasarım hakkına tecavüzünün tespiti ve önlenmesine, 625,00 TL maddi tazminat ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 30.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesinde; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından taraf vekillerinin sair<br>istinaf itirazlarının esastan reddine, ancak davacı tarafça 6769 sayılı SMK&#8217;nın 151/2-b maddesi uyarınca, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanca göre yoksun kalınan kazancın tespiti istenilmiş<br>olup, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalının iş yerinde tespit edilen ürünlere göre 625 TL talep edilebileceği bildirilmiş ve değişik iş dosyası bilirkişisi raporunda 2 takımın toplam değerinin<br>7.500.-TL olduğu bildirilmiş, talep edebilecek toplam tazminatın 7.500.- TL-5.000.-TL= 2.500.-TL olduğu, zarar miktarının tam olarak tespit edilemediği kabul edilse dahi, uzman bilirkişi heyetince tespit edilen bu meblağın TBK&#8217;nın 50. maddesine uygun bulunduğu, ayrıca davalının iş yerinde bulunan ürün sayısı, ürünlerin niteliği ve değerleri ile tecavüzün süresi dikkate alındığında takdir edilen 10.000.-TL manevi tazminat miktarının yüksek olduğu değerlendirilip değinilen kriterler göz önünden bulundurularak 5.000.-TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme<br>kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davalı tarafın, davacıya ait tescilli 2016/05932 sayılı tasarım haklarına gerçekleştirdiği tecavüzünün tespitine, önlenmesine, 2.500.-TL maddi tazminat ile<br>5.000.-TL manevi tazminatın 30.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK&#8217;nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan<br>verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK&#8217;nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>2- Dava, 6769 sayılı SMK uyarınca tescilli tasarıma tecavüzün tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir.<br>Bölge Adliye Mahkemesince davalının eylemlerinin davacının tescilli tasarım hakkına tecavüz olduşturduğu gerekçesiyle tecavüzün tespiti ve önlenmesi istemlerinin kabulüne karar verilmesi, somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı SMK’nın 155. maddesinde yer alan ’’Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez.’’<br>düzenlemesi karşısında isabetli ise de, Dairemizin yerleşik uygulaması doğrultusunda tazminat istemleri açısından ayrım yapmak gerekir. Zira, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması(Trips)’nın 45. maddesinde<br>yer alan ’’Adli merciler, bilerek veya bilmek için makul gerekçeleri olmasına rağmen ihlal edici fiilde bulunan şahıs tarafından … tazminatın … hak sahibine ödenmesini emretme yetkisine sahip olacaklardır.’’<br>düzenlemesi uyarınca da, davalının eylemi tescilli tasarıma tecavüz teşkil etse bile, tazminata hükmedilebilmek için davalının tecavüze konu ürünü elinde bulunduranın ve ürünün niteliği, piyasa çevresi gibi unsurlar dikkate alındığında tescilli sınai mülkiyet hakkına tecavüz olduğunu bilmesi veya bilmesinin gerektiği unsuru arandığı gibi, SMK’nın 155. maddesinde de’’… tecavüz davasında …’’ ibaresine yer verilmekle, Yasa Koyucunun bu madde düzenlemesini tazminat istemleri bakımından koşulsuz şekilde uygulanmasını istemediği anlaşılmaktadır. Dairemizin yerleşik uygulamaları da bu doğrultudadır.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>    Somut olayda; davalının fiili kullanımına dayanak yaptığı tescilli tasarımının başvuru tarihi, davacının tescilli tasarımının başvuru tarihinden sonraki bir tarih olmakla, davalının kullanımını dayandırdığı tescilli tasarımı 6769 sayılı SMK’nın 155. maddesindeki düzenleme uyarınca, eylemlerin tecavüz teşkil ettiğini ortadan kaldırmaz ise de; tescilli tasarımların birbirine olan benzerliği, taraflar arasındaki ilişkiler ve yakınlık, tasarıma konu ürünün tanınmışlığı ve piyasadaki satışının yaygın olup olmadığı gibi hususlar göz önüne alınarakdavalının, davacıya ait önceki tasarımdan haberdar olup olmadığı veya önceki tasarımı bilebilecek<br>durumda olup olmadığı hususu tespit edilerek maddi ve manevi tazminat istemleri bakımından değendirilme yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak karar verilmesi isabetli<br>olmadığından, Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.</p>



<p class="has-text-align-left"><br>     SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin bütün, davalı vekilinin sair temyiz istemlerinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz istemlerinin<br>kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, HMK&#8217;nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi&#8217;ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz<br>ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 30/05/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>



<p><a href="https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/e-2020-1455-k-2022-4194-t-30-5-2022">https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/e-2020-1455-k-2022-4194-t-30-5-2022</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YATIRIM YOLU İLE İSTİSNAİ OLARAK TÜRK VATANDAŞLIĞININ KAZANILMASI</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/yatirim-yolu-ile-istisnai-olarak-turk-vatandasliginin-kazanilmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ümit Ay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Feb 2022 07:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ayhukuk.net/?p=1693</guid>

					<description><![CDATA[1-VERGİ NUMARASININ ALINMASI Vergi numarası, Türkiye’de herhangi bir transfer veya finansal işlem için gereklidir. Vergi kimlik numarası kişilere özel verilen 10 basamaklı bir numaradır. Yabancıların; banka hesabı açma, mülk satın alma, kamu hizmetlerine abone olma, sigorta yapma, sağlık hizmetleri alma, oturma izni başvurusu yapma vb. işlemler için vergi numarasına ihtiyaçları vardır. Vergi numarası interaktif vergi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left"><strong>1-VERGİ NUMARASININ ALINMASI</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Vergi numarası, Türkiye’de herhangi bir transfer veya finansal işlem için gereklidir. Vergi kimlik numarası kişilere özel verilen 10 basamaklı bir numaradır. Yabancıların; banka hesabı açma, mülk satın alma, kamu hizmetlerine abone olma, sigorta yapma, sağlık hizmetleri alma, oturma izni başvurusu yapma vb. işlemler için vergi numarasına ihtiyaçları vardır. Vergi numarası interaktif vergi dairesinin internet sitesinden veya Türkiye&#8217;deki herhangi bir vergi dairesinden alınabilir.</p>



<p class="has-text-align-left">Vergi Numarası Almak İçin Gerekli Belgeler:<br>a. Yatırımcının pasaport bilgileri<br>b. Yatırımcının anne baba isimleri</p>



<p class="has-text-align-left"><strong>1-TAKING THE TAX NUMBER</strong></p>



<p>The tax number is required for any transfer or financial transaction in Turkey. A tax identification number is a 10-digit number given to individuals. Foreigners; opening a bank account, buying property, subscribing to utilities, getting insurance, health care, applying for a residence permit, etc. they need a tax number for transactions. The tax number can be obtained from the interactive tax office website or from any tax office in Turkey. </p>



<p>Documents Required to Obtain a Tax Number:<br>a. Investor&#8217;s passport information<br>b. Investor&#8217;s parents names</p>



<p><strong>2- YABANCI PARA CİNSİNDEN DÖVİZİN AKTARILACAĞI YATIRIM HESABININ AÇILMASI</strong></p>



<p>Tüm işlemler banka aracılığıyla ve yönlendirmesi ile yapılmalıdır. Bu nedenle yatırımcının veya onun adına vekaleten avukatının Türkiye’de bir banka hesabı açması, hesap açılan bankanın hukuk birimi ile koordineli olarak süreç yönetilmesi gerekmektedir. </p>



<p>Banka Yatırım Hesabı Açmak İçin Gerekli Belgeler:<br>a. Pasaport Fotokopisi varsa tercümeli ve Noter onaylı hali<br>b. Adres ve iletişim bilgilerini içeren resmi vergi kayıt formu veya vergi kimlik kartı</p>



<p><strong>2- OPENING INVESTMENT ACCOUNT TO BE TRANSFERRED IN FOREIGN CURRENCY</strong></p>



<p>All transactions must be made through the bank and its direction. For this reason, the process of opening a bank account in Turkey by the investor or by the attorney on behalf of the investor should be managed in coordination with the legal department of the bank where the account is opened. </p>



<p>Documents Required to Open a Bank Investment Account<br>a. Copy of Passport, if any, translated and notarized<br>b. Official tax registration form or tax ID card with address and contact information</p>



<p><strong>3- YATIRIMA ESAS ASGARİ TUTARIN AÇILAN BANKA HESABINA AKTARILMASI</strong></p>



<p>Vatandaşlık Yönetmeliği&#8217;ne göre tutarın 500.000 Amerikan doları veya karşılığı döviz ya da Türk lirası olması gerekmekte olup, yatırılan tutara 3 yıllık bloke koyulması gerekmektedir. Yatırımcı 3 yıllık süreç içerisinde tutar 500.000 Amerikan dolarının altına inmediği sürece yatırımının her türlü getirisinden faydalanabilir.</p>



<p>Yatırımcı en az 500.000 Amerikan doları sağlamak ve vatandaşlık başvurusuna esas olmak üzere bloke beyanında bulunmak kaydıyla farklı hesaplar üzerinden toplam tutar yatırılabilir.<br>Yatırıma esas tutar bankaya Türkiye’den veya yurt dışından transfer edilebilir. Her iki koşulda da şartların sağlanması halinde yatırım yoluyla istisnai yoldan Türk vatandaşlığına başvurulabilir</p>



<p>Ayrıca bankaya ABD doları dışında bir para birimi yatırılması durumunda, hesabın açılış tarihindeki ABD doları karşılığı belirlenecek ve 3 yıllık süre boyunca tutarın bankada aynı kalması beklenecektir. Örnek vermek gerekirse, 1 ABD doları 06.12.2018 tarihi itibariyle 5,30 TL; dolayısıyla söz konusu tarihte 2.650.000 TL (500.000 ABD doları) ile açılan bir hesap 3 yıllık dönemde 2.650.000 TL&#8217;nin altına düşmeyecektir. Bu dönemde oluşabilecek kur farkları dikkate alınmayacaktır.</p>



<p><strong>3- TRANSFER OF THE MINIMUM AMOUNT BASED ON INVESTMENT TO THE BANK ACCOUNT OPENED</strong></p>



<p>According to the Citizenship Regulation, the amount must be 500,000 USD or equivalent in foreign currency or Turkish Lira, and a 3-year block must be placed on the deposited amount. The investor can benefit from all kinds of returns on his investment as long as the amount does not decrease below 500.000 USD within a 3-year period.</p>



<p>The total amount can be deposited through different accounts, provided that the investor provides at least 500,000 USD and makes a blocking statement as a basis for the citizenship application.<br>The basic amount for the deposit can be transferred to the bank from Turkey or abroad. In both cases, if the conditions are met, Turkish citizenship can be applied for exceptionally through investment.</p>



<p>In addition, if a currency other than US dollars is deposited in the Bank, the US Dollar equivalent on the opening date of the account will be determined and the amount will be expected to remain the same in the bank for a period of 3 years. To give an example, 1 US dollar is 5.30 TL as of 06.12.2018; therefore, an account opened with 2.650.000 TL (500.000 USD) on the said date will not fall below 2.650.000 TL in a 3-year period. Exchange rate differences that may occur during this period will not be taken into account.</p>



<p><strong>4- UYGUNLUK BELGESİ</strong></p>



<p>UYGUNLUK BELGESİ İÇİN BAŞVURU</p>



<p>Banka hesabı açılış sürecini takiben yatırımcı veya vekil tarafından teslim edilmesi gereken belgeler:</p>



<p>a. Yazılı sözleşme<br>b. Tutarın 3 yıl boyunca bloke koyulması için dilekçe<br>c. Taahhütname<br>d. Pasaport Fotokopisi<br>e. Belgeler imzalandıktan sonra, banka belgeleri BDDK&#8217;ya gönderir</p>



<p>Sonrasında BDDK, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile Göç İdaresi Genel Müdürlüğü&#8217;ne, Yönetmelikte belirtilen şartlara sahip başvuru ispatını yazılı olarak bildirir ve ilgili kişiye bilgi vermek üzere bankaya gönderir.</p>



<p>Banka, uygunluk belgesini yatırımcı veya avukatı ile paylaşılır.</p>



<p><strong>4- CERTIFICATE OF CONFORMITY</strong></p>



<p>APPLICATION FOR CERTIFICATE OF CONFORMITY</p>



<p>Documents to be submitted by the investor or proxy following the bank account opening process:</p>



<p>a. Written contract<br>b. Petition to block the amount for 3 years<br>c. Commitment<br>d. Photocopy of the passport<br>e. After the documents are signed, the bank sends the documents to the BRSA</p>



<p>Afterwards, the BRSA notifies the General Directorate of Population and Citizenship Affairs and the General Directorate of Migration Management in writing with the proof of application meeting the conditions specified in the Regulation and sends it to the bank to inform the person concerned.</p>



<p>The bank shares the certificate of conformity with the investor or his lawyer.</p>



<p><strong>5- İKAMET İZNİ İÇİN BAŞVURU</strong></p>



<p>Yatırımcı, bir yıl süreyle ikamet izni alacak ve diğer aile fertleri vatandaşlık başvurularının sonuçlanmasını bekleyecektir. Diğer aile bireylerinin oturma iznine ihtiyaçları varsa, Türkiye&#8217;yi geçerli vize ile ziyaret etmeleri gerekir. Ancak yatırımcının ikamet izni almak için Türkiye&#8217;ye gelmesine gerek yoktur.</p>



<p>Uygunluk belgesi ve aşağıdaki belgeleri topladığımızda yatırımcı için online ikamet izni başvurusu gerçekleştiriyoruz.</p>



<p>YATIRIMCI İKAMET İZNİ İÇİN GEREKLİ BELGELER</p>



<p>a. Yatırımcının pasaportunun Noter onaylı tercümeleri</p>



<p>b. Uygunluk sertifikası</p>



<p>c. İki adet biometric fotoğraf 50&#215;60 mm beyaz arka yüzlü</p>



<p>d. Geçerli sağlık sigortası (Sigorta süresi planlanan ikamet izni süresini kapsamalıdır) Başvuru sahipleri adına sağlık sigortası satın alabiliriz.<br>e. Vergi dairesi tarafından ikamet izni ödeme dekontu</p>



<p>f. Yatırımcının pasaport vizesi sayfası (varsa)</p>



<p><strong>5- APPLICATION FOR RESIDENCE PERMIT</strong></p>



<p>The investor will obtain a residence permit for one year and other family members will wait for the citizenship applications to be finalized. If other family members need a residence permit, they must visit Turkey with a valid visa. However, the investor does not need to come to Turkey to obtain a residence permit.</p>



<p>When we collect the certificate of conformity and the following documents, we apply for an online residence permit for the investor.</p>



<p>REQUIRED DOCUMENTS FOR INVESTOR RESIDENCE PERMIT</p>



<p>a. Notarized translations of the investor&#8217;s passport</p>



<p>b. Certificate of conformity</p>



<p>c. Two biometric photographs 50&#215;60 mm with white background</p>



<p>d. Valid health insurance (The insurance period must cover the planned residence permit period) We can purchase health insurance on behalf of applicants.<br>e. Residence permit payment receipt by the tax office</p>



<p>f. Investor&#8217;s Passport Visa Page (if applicable)</p>



<p><strong>6- VATANDAŞLIK İÇİN BAŞVURU</strong></p>



<p>3 yıl sonra yasal gelirlerle birlikte tüm yatırımlarınızı geri alabilme hakkınızla, başvuru tarihinden itibaren 4 ay gibi bir sürede Türk vatandaşı olabilirsiniz.</p>



<p>Yatırımcının eşi / eşi ve 18 yaşından küçük çocukları, aynı yatırım tutarı ile yatırımcıya Türk vatandaşlığı başvurusunda bulunma hakkına sahiptir. 18 yaş üstü çocuklar için bu durumda Türk vatandaşı olmak için ayrıca yatırım yapmak zorundadır.</p>



<p>Türk vatandaşlığı süreci, vatandaşlık başvurusu yapıldıktan sonra yaklaşık 4 ay sürecektir.</p>



<p>Yatırımcının mevcut vatandaşlığından vazgeçmesine gerek yoktur. Türkiye, yabancı bir başvuru sahibinin sahip olduğu vatandaşlık sayısına bakılmaksızın çifte vatandaşlık tanınmaktadır.</p>



<p>Yatırımcı 3 yıllık süre sonunda yatırım tutarını çekebilir.</p>



<p>Yatırımcının Programa katılmak için Türkiye&#8217;de yaşamasına, hatta sürecin hiçbir safhasında Türkiye’de bulunmasına bile gerek yoktur.</p>



<p>Yatırımcının Türk Vatandaşlığı bir ömür boyu geçerli olacak ve yatırımcının çocukları Türk vatandaşı olarak doğacaktır.</p>



<p><strong>6- APPLICATION FOR CITIZENSHIP</strong></p>



<p>You can become a Turkish citizen in 4 months from the date of application, with the right to recover all your investments with legal income after 3 years.</p>



<p>The investor&#8217;s spouse / spouse and children under the age of 18 have the right to apply for Turkish citizenship to the investor with the same investment amount. For children over the age of 18, in this case, they have to make a separate investment in order to become a Turkish citizen.</p>



<p>The Turkish citizenship process will take approximately 4 months after the citizenship application is made.</p>



<p>The investor does not need to renounce his current citizenship. Turkey recognizes dual citizenship regardless of the number of citizenships held by a foreign applicant.</p>



<p>The investor can withdraw the investment amount at the end of the 3-year period.</p>



<p>The investor does not need to live in Turkey or even be in Turkey at any stage of the process to participate in the Program.</p>



<p>The investor&#8217;s Turkish citizenship will be valid for a lifetime and the investor&#8217;s children will be born as Turkish citizens.</p>



<p><strong>VATANDAŞLIK BAŞVURUSU İÇİN GEREKLİ BELGELER</strong></p>



<ol><li>Tüm Başvuru Sahiplerinin Pasaportlarının Taranmış Kopyası</li></ol>



<p>Başvuru sahiplerinin doğum tarihleri, doğum yerleri ve ebeveynlerinin isimleri dahil olmak üzere aşağıda listelenen belgelerden birini sunmaları yeterlidir:</p>



<p>2. Aile Kayıt Belgesi *</p>



<p>(Belge, tüm başvuru sahiplerinin doğum tarihini, doğum yerini, anne ve babasının adını içermelidir.)</p>



<p>3. Tüm Başvuru Sahiplerinin Doğum Belgesi *</p>



<p>(Aile kayıt formu alınamıyorsa veya Aile kayıt formu yukarıda belirtilen gerekli şartları sağlamıyorsa)</p>



<p>4. Medeni Durum Belgesi / Evlilik Belgesi / Tek belge / Boşanma Belgesi / Eşin Ölüm belgesi </p>



<p>5. Her Yetişkin Başvuru Sahibi için Altı (6) Fotoğraf, Her Çocuk Başvuru Sahibi için İki (2) Fotoğraf (Biyometrik fotoğraf, 50x60mm, beyaz fon, ayrıca başvuru sahibinin bir jpeg fotoğrafı.)</p>



<p>6. Yatırımcının Vize sayfası (varsa)</p>



<p>Belge, Lahey Sözleşmesini imzalayan ülkeden alınmışsa, düzenleyen ülkede apostil yapılması gerekir.</p>



<p>Belge, Lahey Sözleşmesinin imzacı olmayan ülkesinden alınmışsa, Dışişleri Bakanlığı ve ardından düzenleyen ülke de bulunan Türk Konsolosluğu tarafından tasdik edilmesi gerekir.</p>



<p>Türk makamlarından alınan belge ise imzalanmalı ve mühürlenmelidir.</p>



<p><strong>Apostil nedir?</strong></p>



<p>Apostil, 1961 tarihli Lahey Sözleşmesine katılan ülkelerde kullanılmak üzere belgelere verilen bir kimlik doğrulama şeklidir.</p>



<p><strong>REQUIRED DOCUMENTS FOR CITIZENSHIP APPLICATION</strong></p>



<ol><li>Scanned Copy of Passports of All Applicants</li></ol>



<p>Applicants are required to submit one of the documents listed below, including their date of birth, place of birth and the names of their parents:</p>



<p>2. Family Registration Certificate *</p>



<p>(The document must include all applicants&#8217; date of birth, place of birth, and parents&#8217; names.)</p>



<p>3. Birth Certificate of all Applicants *</p>



<p>(If the Family registration form cannot be obtained or the Family registration form does not meet the above-mentioned requirements)</p>



<p>4. Certificate of Marital Status / Certificate of Marriage / Single document / Certificate of Divorce / Death certificate of spouse </p>



<p>5. Six (6) Photos per Adult Applicant, Two (2) Photos per Child Applicant (Biometric photo, 50x60mm, white background, plus a jpeg photo of the Applicant.)</p>



<p>6. Investor Visa page (if applicable)</p>



<p>If the document was obtained from the country that signed the Hague Convention, an apostille must be made in the issuing country.</p>



<p>If the document was taken from a non-signatory country of the Hague Convention, it must be certified by the Ministry of Foreign Affairs and then by the Turkish Consulate in the issuing country.</p>



<p>The document received from the Turkish authorities must be signed and sealed.</p>



<p><strong>What is an apostille?</strong></p>



<p>Apostille is a form of authentication issued to documents for use in countries that acceded to the 1961 Hague Convention.</p>



<p><strong>7- KİMLİK KARTI VE PASAPORT İÇİN BAŞVURU</strong></p>



<p>Yatırımcı T.C. kimlik kartı ve pasaportlarını Türkiye&#8217;deki yerleşim yerinin İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğünden temin edebilir veya başvuru sahipleri kimlik kartı ve pasaportlarını, yaşadıkları yer Türk Büyükelçiliği aracılığıyla da alabilirler.</p>



<p><strong>UZAKTAN YATIRIM YOLUYLA TÜRK VATANDAŞLIĞINI KAZANMA</strong></p>



<p>Yatırımcı, Türk vatandaşlığı programının hiçbir aşamasında Türkiye&#8217;yi ziyaret etmek zorunda değildir.</p>



<p>Yatırımcı, gayrimenkul yatırımı yaparak uzaktan Türk vatandaşlığını kazanabilir.</p>



<p>Bunun için yatırımcı, vekiline yatırımcının ülkesindeki Türkiye Konsolosluğunda detaylandırıp doğrulayabileceği bir vekaletname vermelidir.</p>



<p>Vekaletname Türkçe veya yatırımcının kendi milli lisanı ile düzenlenebilir.İşlem kolaylığı ve anlam karmaşası yaşanmaması için vekaletnamelerin Türkçe veya İngilizce hazırrlanması tercih edilmelidir.</p>



<p>Yatırımcı, Türk konsolosluğunun yetkili tercümanı ile randevu alarak randevu gününde vekaletname için gerekli olan fotoğrafı ,pasaportu ve avukatının yatırımcıya gönderdiği vekaletname taslağı ile birlikte hazır bulunmalıdır.</p>



<p>Yatırımcılar Türkiye’de noterler aracılığıyla, yurt dışında da konsolosluklar veya bulunulan ülkenin noterlikleri aracılığı ile vekaletname hazırlatabilirler. Yurt dışı noterliklerinde hazırlanacak vekaletnamelerin Apostil istisnası ülkelerden olunmaması halinde ayrıca apostil kaydı için bağlı olunan bakanlık yada mülki amirliğe müracaat edilmesi gerekmektedir. Yatırımcıların ispata esas resimlerini, vergi numaralarını ve pasaportlarını yanlarında bulundurmaları gerekmektedir.</p>



<p><strong>7- APPLICATION FOR ID CARD AND PASSPORT</strong></p>



<p>Investors can obtain their Turkish identity card and passports from the Provincial Directorate of Population and Citizenship of their place of residence in Turkey, or Applicants can obtain their identity cards and passports through the Turkish Embassy where they live.</p>



<p><strong>ACQUIRING TURKISH CITIZENSHIP THROUGH REMOTE INVESTMENT</strong></p>



<p>The investor is not obliged to visit Turkey at any stage of the Turkish citizenship program.</p>



<p>Investors can acquire Turkish citizenship remotely by investing in real estate.</p>



<p>For this, the Investor must give his proxy a power of attorney, which can be detailed and verified at the Turkish Consulate in the investor&#8217;s country.</p>



<p>The power of attorney can be issued in Turkish or in the investor&#8217;s own national language. It should be preferred that the power of attorney be prepared in Turkish or English in order to ease the process and avoid confusion.</p>



<p>The investor should make an appointment with the authorized translator of the Turkish consulate and be present on the appointment day with the photograph required for the power of attorney, passport and the draft power of attorney sent to the investor by his lawyer.</p>



<p>Investors can have a power of attorney prepared by notary publics in Turkey, or by consulates abroad or notary publics of the country of residence. If the power of attorney to be prepared in foreign notary publics is not from the countries with the exception of Apostille, it is also necessary to apply to the ministry or local authority for apostille registration. Investors are required to have their proof-of-print pictures, tax numbers and passports with them.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tapu İptali ve Tescil İstemi / 26-02-2020</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/tapu-iptali-ve-tescil-istemi-26-02-2020/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 11:28:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1466</guid>

					<description><![CDATA[HMK'nin 12. maddesinde açıklandığı üzere, taşınmaz üzerindeki....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi </p>



<p>2020/488 E.</p>



<p>2020/807 K.</p>



<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br>
Mahkemesi:Tüketici Mahkemesi</p>



<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:</p>



<p>K A R A R &#8211;<br> Dava, yükleniciden alınan temlike dayanan tapu iptali ve tescili, olmadığı takdirde bedelin tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili; taraflar arasında akdolunan 10.04.2012 tanzim tarihli Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi uyarınca, … ili …ilçesinde bulunan ve tapu siciline 128 Ada, 5 Pafta, 13 Parsel olarak kayıtlı bulunan ana gayrimenkul üzerinde inşa edilecek A Blok, K.2, N.40&#8217;ta bulunan bağımsız bölümün davalı … şirketi tarafından sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde teslimi ve tapu tescili konusunda anlaşıldığını, müteahhit Makrom şirketi tarafından sözleşme konusu ana gayrimenkulün yapımına başlanıldığını, devamında bir takım sebeplerle birçok kez inşaatın yapımının durduğunu belirterek A Blok, 2. katta bulunan D.40 No&#8217;lu taşınmazın davacı adına tescilinin yapılmasına, sözleşmeye dayalı olarak 30.03.2012 tarihinde ödenen 500,00 TL ile 10.04.2012 tarihinde ödenen 72.500,00 TL olmak suretiyle toplamda 73.000,00 TL denkleştirici adalet uyarınca yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, … ili, … ilçesi 128 ada, 5 parsel A blok 40 No&#8217;lu dairenin üzerinde aynî hak tesisi gerektirecek tescil talebinde bulunulduğundan, kesin yetkili mahkeme HSK’nin 19.07.2007 gün ve 336 sayılı kararı uyarınca İstanbul Tüketici Mahkemelerinin yetki alanına girdiğinden yetkisizlik kararı verilmiş, karar davacı vekilince temyiz olunmuştur. Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Taşınmaz aynına ilişkin davaların taşınmazın tapu siciline kayıtlı bulunduğu yer mahkemesinde açılması gerektiği 6100 sayılı HMK&#8217;nin 12. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Taşınmazın aynına ilişkin davaların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması hakkındaki bu yetki kuralı, kamu düzenine ilişkin olup kesindir. Bu nedenle, mahkeme yetkili<br> olup olmadığını kendiliğinden gözetmek zorundadır. Somut olayda, tapu kaydının davacı adına tescili isteği HMK’nin 12. maddesinde açıklandığı üzere, taşınmaz üzerindeki bir aynî hakka ilişkin olması sebebiyle taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde bakılıp, incelenmesi gerekir. Mahkemece HSK&#8217;nin 19.07.2007 tarih ve 336 sayılı kararı gerekçe gösterilerek, … Mahkemeleri yetkili olduğundan bahisle, yetkisizlik kararı verilmiş ise de, davaya konu taşınmazın … ili, … ilçesi sınırları içinde bulunduğu, HSK&#8217;nin 19.03.2014 tarih, 129 No&#8217;lu kararı uyarınca … Tüketici Mahkemeleri&#8217;nin yetki alanının, …Ağır Cezalarının yetki alanı olarak belirlenmiş olup, taşınmazın bulunduğu yerin de … ilçesi olduğu ve …Tüketici Mahkemeleri&#8217;nin yetki alanında bulunduğu, davanın HSK&#8217;nin aldığı karar tarihinden sonra 06.11.2015&#8217;de açılmış olduğu, davaya bakmaya Bakırköy Mahkemelerinin yetkili olduğu, bu nedenle yetkili … Mahkemesi&#8217;nce işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekirken yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.   </p>



<p>SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 26.02.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişinin Vücut Bütünlüğü Dokunulmazlığı / 19-02-2014</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/kisinin-vucut-butunlugu-dokunulmazligi-19-02-2014/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 11:20:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1463</guid>

					<description><![CDATA[Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu</p>



<p>2013/621 E.</p>



<p>2014/122 K.</p>



<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br>
MAHKEMESİ : Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (İlk Derece)<br>
TARİHİ : 22/03/2013<br>
NUMARASI : 2011/5-2013/1</p>



<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 2. Hukuk Dairesince;<br> “İstek: Davacı, dava dilekçesinde; Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesince aleyhine verilen bir kararı temyiz etmek üzere başvurduğunda mahkeme başkanı O… A..&#8217;nın 20.12.2010 tarihli temyiz başvuru dilekçesini kabul etmediği gibi, şahsına hakaret ederek fiili saldırıda bulunduğunu, aynı gün hakkında bir tutanak tanzim ederek Manisa Cumhuriyet savcılığına gönderdiğini, 23.12.2010 tarihli ve 2010/427 muhabere no.lu bu tutanak ve üst yazıda; “adliyede çok sayıda davaların tarafı olduğumu, Adalet Bakanlığının ihbarı üzerine bir kısım hakim ve savcılar hakkında iftira suçundan hakkımda İzmir’de kamu davası açıldığını, çok sayıda dava ve şikayetlerimin bulunması sebebiyle bu hususların araştırılması ve vesayeti gerektiren bir durumumun bulunup bulunmadığı yönünden değerlendirilmemi talep ettiğini”, bu yazıyı alan Manisa Cumhuriyet savcısı (E.. K..)’ın ise; 2010/5815 sayılı davaname ile: “vesayet altına alınması için” Manisa Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açtığını, savcı E.. K..&#8217;ın; tarafı olduğu sulh hukuk mahkemesindeki otuz dört, asliye hukuk mahkemesindeki on iki adet davanın numaralarını ve hakkındaki 156 adet kişisel veriyi hukuk dışı yollardan yasaya aykırı olarak ele geçirdiğini ve hazırladığı davaname ekine “delil” olarak koyduğunu; Manisa sulh hukuk hakimi Z.. G..&#8217;ün ise; Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın hazırladığı davanameyi mahkemesinin 2010/1442 esasına kaydettiğini, hakkında bu suretle “vasi tayinine” ilişkin davanın açılıp yürütüldüğünü; vasi tayini davasını yürüten sulh mahkemesi hakimi Z.. G..&#8217;e, hakkında daha önce aynı iddialarla Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde 2008/685 esas numaralı “vasi tayini” davası açıldığını, o davada vesayeti gerektiren bir hali bulunmadığının tespit edildiğini ve davanın reddedildiğini ifade ettiği halde, hakim Z.. G..&#8217;ün bu taleplerini ve itirazlarını dikkate almayarak sağlık kurulu raporu için kendisinin hastaneye sevki yönünde karar aldığını, hakkında “vasi tayini” için açılan davanın, hukuka, Anayasa&#8217;ya İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine aykırı olduğunu, rızası olmaksızın rapor için hastaneye zorla gönderilemeyeceğini, bu sebeple hastaneye gitmeyi reddettiğini bildirdiğini ve sevki yönünde alınmış olan ara kararından dönülmesini talep ettiği halde, hakim Z.. G..&#8217;ün “itiraza ve karşı koymama bakılmaksızın, gerektiğinde muayene sonrasına kadar özgürlüğümün geçici olarak sınırlandırılması suretiyle bulunduğum adresten zorla alınıp Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine götürülerek sağlık kurulu raporumun aldırılması” yönünde kolluğa 29.4.2011 tarihinde yazılı emir verdiğini, bu talimat gereğince, 6.6.2011 günü kolluk görevlileri A.. D… ve Ş… D… tarafından “göz altına” alınıp özgürlüğü kısıtlanarak bir sokak serserisi ve uyuşturucu bağımlısıymış veya sapıkmış gibi zorla hastaneye götürüldüğünü, vesayet davasına bakan mahkemenin rapor aldırılması için de olsa “özgürlüğünü geçici olara kısıtlamak suretiyle” hastaneye zorla sevk etme yetkisi olmadığını, hakim Z.. G..&#8217;ün bu uygulamasının açıkça Anayasal güvence altında olan kişi dokunulmazlığına, maddi ve manevi bütünlüğüne müdahale oluşturduğunu, hiç kimsenin yasada gösterilen haller dışında özgürlüğünden geçici de olsa yoksun bırakılamayacağını ileri sürerek; Manisa Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın ihbarını esas alıp, vesayeti gerektiren bir durumu bulunmadığı halde hakkında “davaname” tanzim etmek ve ekine kendisi hakkında hukuk dışı yollardan elde ettiği toplam 156 adet kişisel veriyi “delil” olarak koymak suretiyle kanuna aykırı işlem yaptığını, Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi Z.. G..&#8217;ün ise, hakkında açılan 2010/1442 esas numaralı “vasi tayini” davasını kanuna aykırı olarak re&#8217;sen yürütmüş olması ve bu dava sırasında kişi dokunulmazlığını, maddi ve manevi bütünlüğünü ve özgürlüğünü ihlal edici işlemlerde bulunmak suretiyle açıkça kanuna aykırı işlem yapmış olmasından dolayı; kişilik hakları zedelendiğinden bahisle Devlet&#8217;ten 15.000. TL. manevi tazminat talep etmiş; ön inceleme duruşmasında; talep ettiği tazminat miktarının 7.500.TL.&#8217;sının Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın işlemleri, 7.500. TL.&#8217;sının da Hakim Z.. G..&#8217;ün yargılama faaliyeti sebebiyle olduğunu açıklamıştır.<br> Cevap: Davalı Hazine vekili, süresi içinde davaya cevap vermiş, 01.12.2011 tarihli cevap dilekçesinde; Hukuk Muhakemeleri Kanunun 46&#8217;ncı maddesindeki sorumluluk sebeplerinin mevcut olmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.<br> Dava, davacı hakkında “davaname” tanzim etmek suretiyle işlem yapan Cumhuriyet savcısı E.. K..’a ve vesayet davasına bakan Hakim Z.. G..&#8217;e yasa gereği ihbar edilmiş; ihbara rağmen Cumhuriyet savcısı davaya müdahale isteğinde bulunmamış, hakim Z.. G..; davaya davalı Hazine yanında fer&#8217;i müdahale talebinde bulunmuş, adı geçenin müdahale talebi, davalı tarafla rücu ilişkisi içinde olduğundan kabul edilmiştir.<br> Davacı Hakkında Yapılan İşlemler ve Yargılama Süreci:<br> Dava dilekçesi ekinde sunulan, tazminat isteminin dayandırıldığı belgeler ve davacı hakkındaki “vasi tayini” davasına ilişkin Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1442 esas sayılı dosyası incelenmiş, davacının gösterdiği deliller toplanmıştır.<br> Davacı; dilekçesinde Yasadaki hukuki sorumluluk sebeplerinden hangisine dayandığını göstermemiştir. Ancak dava dilekçesinde; Cumhuriyet savcısının, vesayet altına alınması için “davaname” tanzim etmek ve bunun ekine kendisiyle ilgili 156 adet kişisel veriyi delil olarak koymak suretiyle kanuna aykırı işlem yaptığını; sulh hukuk mahkemesi hakiminin de, kendiliğinden (re’sen) vesayet davasını yürütmek, daha önce aynı iddialarla hakkında açılan davanın reddedildiğini ve vesayeti gerektiren bir durumunun bulunmadığının o davada tespit edildiğini ileri sürdüğü halde, bu itirazlarını kale almayarak, rızası dışında ruhsal muayeneye tabi tutmak, bunun için özgürlüğünü geçici olarak kısıtlamak suretiyle, özel hayatına, maddi ve manevi bütünlüğüne müdahale teşkil eden işlemde bulunduğunu, bu şekilde kanuna aykırı davrandığını ileri sürdüğüne ve diğer sorunluluk sebepleri iddia edilmediğine göre; tazminat talebinin; “ farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olmasına” ilişkin sorumluluk sebebine (HMK. m. 46/1-c) dayandığı kabul edilmiştir. O halde; davanın konusunu, Cumhuriyet savcısının dava ile ilgili yaptığı işlem ve sulh mahkemesi hakiminin yargılama faaliyetine ilişkin işlemlerinde kanuna aykırılık bulunup bulunmadığının tespiti oluşturmaktadır.<br> Davacı, daha sonradan 5.11.2012 günü verdiği dilekçesi ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı B.. B..’dan, 27.12.2012 günü verdiği dilekçesi ile Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Orhan Akartuna’dan, 8.2.2013 günü verdiği dilekçesi ile de Manisa Cumhuriyet Başsavcı vekili F.. A..’dan da “bunların yaptıkları işlemler” sebebiyle de ayrıca tazminat isteğini belirterek, bu kişilere de davanın ihbar edilmesini istemiştir. Ancak, bu kişilerin faaliyet ve işlemleri davanın mevzuna dahil olmadığından, adı geçen şahıslara davanın ihbar edilmesi yönündeki davacının talebi yerinde görülmemiştir.<br> Yukarıda açıklandığı gibi, davacı hakkında davaname tanzim ederek vesayet altına alınmasıyla ilgili yargılama sürecini başlatan Cumhuriyet savcısının dava ile ilgili yaptığı işlem ve vesayet davasını kendiliğinden yürüten hakimin vesayet davasındaki yargılama faaliyeti davanın konusunu oluşturmaktadır. Bu işlemlerde, başka anlam verilemeyecek veya başka şekilde yorumlanamayacak derecede açık ve kesin olan kanun hükmüne aykırı işlem tesis edilip edilmediği tespit edilecektir. Bunun için davacı hakkında hangi işlemlerin yapıldığı bilinmelidir. Davacı hakkında yapılan işlemler sırasıyla aşağıdaki paragraflarda maddeler halinde tespit edilmiştir.<br> 1- Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, davacı hakkında 20.12.2010 tarihli tutanağı düzenlemiştir. Bu tutanakta: Başkan ile davacı arasında aynı gün cereyan eden hadise anlatılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, bu tutanağı ekleyerek, davacı hakkında Cumhuriyet Savcılığına 23.12.2010 tarihli yazıyı yazmıştır. Bu yazıda; “davacının adliyedeki hakim ve savcılara karşı sık sık tutanaktakine benzer davranışlarda bulunduğu, adliyede çok sayıda “taraf” olduğu davaların bulunduğu, Adalet Bakanlığının ihbarı üzerine bir kısım hakim ve savcılara iftira suçundan davacı hakkında açılmış İzmir Ağır Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasının mevcut olduğuna” değinildikten sonra; tutanaktaki olayla ilgili olarak “yasal gereğinin takdir ve ifası” istenmiş, bununla birlikte “çok sayıda davanın tarafı bulunması sebebiyle davacının vesayet yönünden değerlendirilmesi için konunun vesayet makamına ihbar edilmesi lüzumu da” bildirilmiştir.<br> 2- Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma ve gereği için aynı yer Cumhuriyet savcısı E.. K..’a evrakı tevzi etmiştir. Adı geçen Cumhuriyet savcısı, davacı hakkında bir yandan 20.12.2010 tarihli tutanaktaki olayla ilgili olarak 2010/14693 numara ile cezai yönden soruşturma başlatmış, diğer yandan da davacının “vesayeti müstelzim bir durumunun bulunup bulunmadığının araştırılması, vesayeti gerektiren bir hali mevcutsa vesayet altına alınması” talebini ihtiva eden 28.12.2010 tarihli 2010/5815 esas no.lu “davanameyi” düzenleyerek aynı yer Sulh Hukuk Mahkemesine göndermiştir. Davanamede, UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi)’den yapılan sorgulamada; davacının, “müşteki”, “müşteki-şüpheli” ve “şüpheli” sıfatlarıyla yer aldığı 42 adet soruşturma evrakının, Asliye hukuk ve Sulh hukuk mahkemelerinde davacının “tarafı” olduğu 34 adet davanın, 11 adet de değişik işin mevcut olduğuna değinildiği, bunların soruşturma evrak ve dosya numaralarının davaname ekine “delil” olarak konulduğu görülmektedir.<br> 3- Davaname, “vesayet davalarına” bakmakla görevli Manisa 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1442 esasına kaydedilmiştir. Manisa 2. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi Figen Eren (28262); davacı ile arasında “manevi tazminat davası” bulunduğunu gerekçe göstererek davadan çekilmiş, çekilme talebi, mercice yerinde görülerek kabul edilmiş, davaya bakmak üzere o yerde aynı yetkiye sahip (1. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi) Z.. G.. (29256), Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanının 11.01.2011 tarihli yazısıyla görevlendirilmiştir.<br> 4-Hakim Z.. G..; davacıyı 22.2.2011 tarihli duruşmaya davet etmiş, hakkında tanzim edilen “davaname” duruşma günüyle birlikte, usulüne uygun olarak 24.1.2011 tarihinde davacıya tebliğ edildiği halde, davacı çağrıldığı duruşmaya gelmemiş, herhangi bir özür de bildirmemiştir.<br> Davacı, 22.2.2011 tarihli duruşmaya gelmemekle birlikte; hakkındaki iddialara yazılı olarak cevap vermiştir. 1.2.2011 tarihli cevabında; “Cumhuriyet savcısının hakkında vesayet davası açma yetkisinin bulunmadığını, dava hakkının Anayasal bir hak olduğunu, bu hakkın kullanılmasının, vesayeti gerektirmediğini, Cumhuriyet savcısının sırf dava hakkını kullandığı için vesayet altına alınması yönünde dava açmasının açıkça hukuka aykırı bir işlem olduğunu, “dava hakkını kullandı” diye hiçbir kimsenin medeni haklarını kullanmasının elinden alınamayacağını, bu sebeple davayı kabul etmediğini; ayrıca daha önce, sırf hakim ve savcıları şikayet etmiş olması sebebiyle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı (B.. B..)’nın 7.4.2008 tarihli ihbarı üzerine yine Manisa Cumhuriyet savcılığı tarafından 5.5.2008 tarihinde “vesayet altına alınması” talebiyle sulh mahkemesine başvurulduğunu, Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/658 esas numarası ile görülen davada “vesayeti gerektiren bir halinin bulunmadığının” sağlık kurulu raporu ile tespit edildiğini ve vesayet davasının 13.8.2008 tarihinde reddedildiğini, kararın Yargıtay’ca 14.5.2009 tarihinde onandığını; sözü edilen dava ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduğunu” ileri sürmüş; hakkında hukuka aykırı olarak açılan vesayet davasının öncelikle reddini istemiş, Manisa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/658 esas sayılı davasıyla bu davanın birleştirilmesini talep etmiştir. Davacı, bu dilekçesi ekinde; hakkında daha önce alınmış olan Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi sağlık kurulunun 15.9.2008, 23.6.2008, 2.7.2007 ve 4.7.2008 tarihli raporlarını, 2008/658 esas sayılı davanın reddine ilişkin kararı, bu kararın onanmasına ilişkin Yargıtay kararını, AİHM’ne yaptığı başvurulara ilişkin belgeleri sunmuştur.<br> 5- Hakim Z.. G..; 22.02.2011 tarihli ilk duruşmada; davacının “ davanın 2008/658 esas sayılı dava ile birleştirilmesi yönündeki” talebini, sözü edilen davanın sonuçlandığı ve kararın kesinleştiği gerekçesiyle reddetmiş; davacının, “duruşmaya gelmediği takdirde zorla getirileceği” açıklamasıyla yeniden davet edilmesi yönünde ara kararı almış, duruşmayı bu sebeple 17.3.2011 gününe ertelemiş, bu ara kararı gereğince davacıya; “duruşmaya gelmediği takdirde zorla getirtileceği ve zorla getirtme kararı verileceği” açıklamasını ihtiva eden çağrı davetiyesi tebliğ edilmiş; davacı 17.3.2011 tarihli duruşmaya gelmiş, daha önce vermiş olduğu cevap dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiş, “… vesayeti gerektiren herhangi bir halinin bulunmadığını..” belirterek “…herhangi bir sağlık kuruluşuna gitmeyi ve yeni rapor alınmasını istemediğini…” ifade etmiş, hatta “bu mahkemenin re’sen rızası hilafına kendisini hastaneye sevk etme yetkisi bulunmadığını, kendiliğinden de hastaneye başvurmayacağını” bildirmiştir.<br> 6- Hakim Z.. G..; 17.3.2011 tarihli oturumda davacıyı “fiziksel ve ruhsal herhangi bir rahatsızlığı bulunup bulunmadığının ve vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği hususlarının sağlık kurulu raporu ile tespiti için” Hastaneye yeniden sevkinin sağlanarak rapor alınması için Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmasına karar vermiştir. Sevk yazısına, davacı hakkında daha önce düzenlenmiş olan sağlık kurulu raporlarının eklenmesini de ara kararında belirtmiştir.<br> 7- Davacı, hakimin yazısına rağmen Emniyet yetkililerine “rızası olmaksızın tıbbi muayeneye tabi tutulamayacağını, mahkemenin zorla hastaneye gönderemeyeceğini” belirterek hastaneye gitmekten kaçınmış, bu husus emniyet görevlilerince 23.3.2011 tarihinde tutanakla tespit edilip, mahkemeye bildirilmiştir. Bunun üzerine hakim Z.. G..; 29.4.2011 tarihinde; davacının rızasıyla hastaneye gitmekten ve yeniden muayene olmaktan kaçındığını belirterek “itiraz ve karşı koymasına bakılmaksızın, gerektiğinde muayene sonrasına kadar özgürlüğü geçici olarak sınırlandırılmak suretiyle” adresinden kollukça alınıp hastaneye götürülmesi ve “akli durumu hakkında sağlık kurulu raporu” alınması için kolluğa yazılı emir vermiştir. Hakimin bu emri üzerine kolluk görevlileri, 10.5.2011, 16.5.2011, 17.5.2011 tarihlerinde üç kez adresine gitmiş, davacıyı adreste bulamamış, 20.5.2011 günü de davacı kolluğa “gelmeyeceğini” beyan etmiştir. Bunun üzerine davacı, kolluk görevlileri tarafından 6.6.2011 günü evinden zorla (özgürlüğü kısıtlanmak suretiyle) alınarak Hastaneye götürülmüş ve aynı gün poliklinikte muayene edilerek hakkında 6.6.2011 tarihli 12054 sayılı sağlık kurulu raporu tanzim edilmiştir. Bu raporda davacının “akli durumu itibarıyla vesayeti gerektiren bir halinin bulunmadığı” bildirilmiştir.<br> 8- Vesayet davası, yukarıda sözü edilen sağlık kurulu raporuna dayanılarak 21.6.2011 günü verilen kararla reddedilmiş, karar yasal temyiz süresinin başvurusuz geçirilmesiyle 14.7.2011 tarihinde kesinleşmiştir.<br> Hukuksal Dayanak:<br> 1- Anayasanın 17. maddesine göre;<br> “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz…”</p>



<ol><li>maddesine göre; “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Şekil ve şartları kanunda gösterilen haller dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz….”</li><li>maddeye göre de; “Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Bu hak, ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı kanunla hakim kararı ile veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri ile kısıtlanabilir…”<br>
2- Türk Medeni Kanununun 405. maddesinin (1.) fıkrasına göre;<br>
“Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.” Aynı maddenin (2. fıkrasına göre ise, “Görevlerini yaparlarken, vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.”<br>
Davacı; Cumhuriyet savcısının kanunda açıkça öngörülen hallerde hukuk davası açacağını, savcının kamu adına bir vatandaşın vesayet altına alınmasını isteyemeyeceğini, Cumhuriyet savcısı E.. K..’ın, kendisi hakkında vesayet altına alınması talebiyle “davaname” tanzim etmesinin ve bunun ekine kendisiyle ilgili 156 adet kişisel veriyi delil olarak koymasının açıkça kanuna aykırı olduğunu ileri sürmektedir.<br>
Kuşkusuz Cumhuriyet savcısı, ancak kanunda açıkça öngörülen hallerde hukuk davası açar veya açılmış olan hukuk davasında yer alır. Cumhuriyet savcısının, davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği hususunu yetkili vesayet makamına bildirmesi, bir dava niteliğinde değildir. Türk Medeni Kanununun 405. maddesinin (2.) fıkrası; “Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen, idari makamlara, noterlere ve mahkemelere, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunluluğunu” yüklemiştir. Cumhuriyet savcısının, davacının vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği hususunu vesayet makamı önüne götürmesi, kamu adına bir hukuk davası açma işlemi değil, vesayet makamının harekete geçmesini sağlamaya yönelik Türk Medeni Kanununun 405/2. maddesindeki bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesi niteliğindedir. Bu bildirimin, Cumhuriyet savcısının hukuk davası açması hali için uygulanan “davaname” tanzimi şeklinde yapılmış olması, yapılan işlemi “dava” haline getirmez ve bildirim (ihbar) olmaktan çıkarmaz. Davacı ile Ağır Ceza Mahkemesi başkanı arasında cereyan eden hadiseye ilişkin tutulan tutanak ve başkanın bu tutanağa göre davacı hakkında “gereğinin takdir ve ifasını” istemiş olması (Paragraf 1) ve aynı yazıda davacının çok sayıda davanın tarafı olduğunu belirterek “vesayet yönünden de değerlendirilmesini” istemesi karşısında, Cumhuriyet savcısı, durumu yetkili vesayet makamına bildirmiştir. Bu bildirimi yaparken, davacının çok sayıda davanın ve soruşturmanın “tarafı” olması sebebiyle evrakının ekinde bu davalar ve soruşturma evraklarına ilişkin dosya numaraları bildirmiş olması, “kişisel veriye” hukuk dışı yollarla ulaşma değil, vesayet makamının konuya dikkatini çekmeye yönelik bir işlem niteliğindedir. Kaldı ki, davacının, çok sayıda netice alamayacağı davalar açarak adli makamları uğraştırması karşısında, bu halinin, vesayeti müstelzim bir ruhsal hastalık türü olan “hak arama paranoyası”nın belirtisi olup olmadığı konusunda resmi makamları ciddi olarak şüpheye sevk ettiği de açıktır. Bu bakımdan Cumhuriyet savcısının, yetkili vesayet makamına durumu bildirmekten ibaret kalan işleminde kanuna aykırılık tespit edilememiştir<br>
Hâkimin, yargılama işlemlerine gelince;<br>
Davacı, hakim Z.. G..’ün, hakkında açılan 2010/1442 esas numaralı “vasi tayini” davasını kanuna aykırı olarak re’sen yürütmüş olması ve bu dava sırasında kişi dokunulmazlığını, maddi ve manevi bütünlüğünü ve özgürlüğünü ihlal edici işlemlerde bulunduğunu belirterek açıkça kanuna aykırı işlem yaptığını ileri sürmektedir.<br>
Türk Yargı sistemine göre, hâkim kendiliğinden bir davayı inceleyip, uyuşmazlığı çözemez.(HUMK. m.72) Taraflarca ileri sürülmemiş bir delile de kendiliğinden başvuramaz. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da hâkim tarafların istekleriyle bağlı tutulmuştur. (HUMK. m. 72, 75) Genel kural bu olmakla birlikte, kanunlarımızda hakimin re’sen başka bir ifade ile doğrudan doğruya araştırma yapabileceği hallere de yer verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 405. maddesinde yer alan sebebe dayanan vesayete ilişkin davalar bunlardandır. Bu davalar re’sen yürütülür ve kendiliğinden araştırma ilkesi geçerlidir. İlgilin isteği olup olmadığına bakmaksızın hakim kendiliğinden gerekli gördüğü bütün delillere başvurabilir. Bunun sonucu olarak mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 72. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 24.) maddesindeki “hakimin iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemeyeceğine ve karara bağlayamayacağına” ilişkin hüküm, aynı Kanunun 74’ncü maddesindeki “hakimim tarafların iddia ve müdafaalarıyla mukayyet olduğuna, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğine” ilişkin hüküm, vesayet işlerinde geçerli ve hakimi bağlayıcı kurallar değildir. O halde, hakimin davayı re’sen yürütmüş olmasında kanuna aykırılık bulunmamaktadır.<br>
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararı, ancak bilirkişi raporu üzerine verilebilir. (TMK. m. 409) Yasa, böyle bir durumda bilirkişi incelemesini kişinin rızasına bağlamamış, hakime; kişinin rızası bulunup bulunmadığı aranmaksızın bu delile re’sen (kendiliğinden) başvurma yetkisi vermiştir. Davacının çok sayıda netice alamayacağı davalar açmasının ruhsal bir rahatsızlığa işaret edip etmediği, diğer bir ifade ile hak aramasının, vesayeti gerektiren bir “paranoya” aşamasına ulaşıp ulaşmadığı ancak ruhsal durumunun muayenesi ile tespit edilebilir. Usulün 275’nci maddesi ile sonraki maddelerinde bilirkişi incelemesine hakimin kendiliğinden karar vermesini yasak eden bir esas benimsenmiş değildir Evvelce davacının aynı sebeplerle muayenesinin yapılmış olması, şimdiki durumunun yeniden bilirkişi incelemesi ile tespitini de lüzumsuz kılmaz. Davacı, kendiliğinden muayene için hastaneye gitmeyeceğini, mahkemenin de rızası hilafına hastaneye sevk etme yetkisinin bulunmadığını ileri sürerek muayeneye gitmekten haklı bir sebep ileri sürmeksizin kaçındığına göre, vesayet mahkemesi hakiminin, davacıyı muayeneye kolluk görevlileri vasıtasıyla sevk etmek dışında bir seçeneği kalmamıştır. Davacının bu yolla rızası dışında ruhsal muayeneye tabi tutulması, özel hayatına müdahale niteliğinde ise de, bu müdahale yasal ve meşru bir sebebe dayanmaktadır. Bu bakımdan vesayet davasını yürüten hakimin yargılama faaliyetinde ve yaptığı işlemlerde hukuka aykırılık tespit edilememiştir. Sonuç olarak, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46. maddesindeki sorumluluk hallerinin hiç birisi olayda gerçekleşmediğinden, davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>
HÜKÜM: Yukarıda gösterilen sebeplerle;<br>
1-Açılan davanın sübut bulmaması nedeniyle REDDİNE,<br>
2-Alınması gereken 24.30 TL. ret harcının, peşin alınan harçtan mahsubu ile artan kısmın istek halinde davacıya iadesine,<br>
3-Davalı Hazine, kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/3. maddesi nazara alınarak 2.640 TL. maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,<br>
4-Hukuk Muhakemeleri Kanununun 49’ncu maddesi gereğince davacının takdiren 500 TL. disiplin para cezası cezalandırılmasına…”<br>
Dair oybirliği ile verilen 22.3.2013 gün ve 2011/5-2013/1 sayılı kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, kararın süresinde temyiz edildiğinin anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:</li></ol>



<p>Davacı, vesayet gerekmediği halde, Manisa C. Başsavcılığınca kendisi hakkında davaname ile kısıtlanması talebiyle dava açıldığını, Sulh Hukuk Mahkemesi’nce de zorla hastaneye sevk edilip rapor alındığını, bu suretle özgürlüğünün kısıtlandığını, kişi dokunulmazlığına, maddi ve manevi bütünlüğüne müdahale edildiğini ve bu eylemlerle kişilik haklarının zedelendiğini ileri sürerek, kanuna aykırı işlem yapılmış olmasından dolayı 15.000. TL. manevi tazminat talep etmiş; ön inceleme duruşmasında; talep ettiği tazminat miktarının 7.500.TL.&#8217;sının Cumhuriyet savcısı E.. K..&#8217;ın işlemleri, 7.500. TL.&#8217;sının da Hakim Z.. G..&#8217;ün yargılama faaliyeti sebebiyle olduğunu açıklamıştır.<br> Davalı vekili, Hukuk Muhakemeleri Kanunun 46&#8217;ncı maddesindeki sorumluluk sebeplerinin mevcut olmadığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir.<br> Mahkemece yukarıda başlık bölümüne alınan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.<br> Dava yargısal faaliyetten dolayı devlet aleyhine açılan tazminat davasıdır.<br> Davacı, C. Savcısı’nın davaname ile kısıtlama talebinde bulunmasının, davaname ekinde kendisine ait kişisel verilerin kullanılmasının, zorla hastaneye sevk edilmesinin açıkça hukuka aykırı işlemler olduğunu ileri sürmektedir.<br> Davacının kısıtlanması talebinin dayanağı Türk Medeni Kanununun 405. maddesidir. Düzenlemeye göre; “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken, vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.” .<br> Öncelikle, Cumhuriyet savcısının kendisine bildirilen davacının vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumunun olup olmadığı yönündeki ihbarı vesayet makamına iletmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır(TMK m. 405/2). Cumhuriyet Savcısının vesayeti gerektiren durumun olup olmadığının tespiti için davaname düzenlemesi bu yönüyle mahkemeye bir bildirim niteliğinde olup, bilinen anlamda dava olmadığı açıktır. Öte yandan, TMK m. 405’den kaynaklanan vesayete ilişkin davalar resen yürütülen davalardır. Hakimin bu gibi davalarda resen delil toplaması esası geçerlidir. Kaldı ki, TMK m. 405 uyarınca davacının vesayeti gerektirir bir durumunun bulunup bulunmadığını belirleme açısından, resmi sağlık kurulu raporu almasında yasal zorunluluk bulunmaktadır(TMK m. 409/2). Bu nedenle, muhik bir sebep olmaksızın, rapor için hastaneye gitmekten imtina eden davacının kolluk marifetiyle hastaneye sevkinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Davacının önceki yıllarda da benzer şekilde vesayeti gerektiren bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığı yönünde araştırma yapılması, bu araştırmanın gerçekleşen yeni durumlar karşısında yeniden yapılmasına engel değildir.<br> Açıklanan bu nedenlerle Cumhuriyet Savcısının ve vesayet davasını yürüten Hakimin yargılama faaliyetinde hukuka aykırılık bulunmadığından ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 46. maddesindeki sorumluluk hallerinin hiç birisi oluşmadığından, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.<br> SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile 2. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, eksik kalan 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12. Maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’na eklenen 93/A-5 fıkrası ve 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.02.2014 gününde oy birliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deniz Ticaretine ve Deniz Sigortalarına İlişkin Hukuk Davaları / 09-05-2016</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/deniz-ticaretine-ve-deniz-sigortalarina-iliskin-hukuk-davalari-09-05-2016/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 11:11:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1459</guid>

					<description><![CDATA[Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay 1.Hukuk Dairesi</p>



<p>2015/16730 E.</p>



<p>2016/5218 K.</p>



<ul><li>K A R A R <br> Dava, tazminat istemine ilişkindir.<br> … Asliye Hukuk Mahkemesince tarafların ticari şirket olup davanın ticari dava olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.<br> … Asliye Ticaret Mahkemesince, davacının dava konusu alacağı … isimli geminin donatanının verdiği, yetkiye dayalı olarak gemi kaptanı tarafından imzalanan iki adet temliknameye dayandırdığı, temlik eden donatan ve gemi kaptanının alacağının olup olmadığı, munzam zararın oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde … Denizcilik İhtisas Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.<br> … Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ise (Denizcilik Mahkemesi sıfatıyla) , davacı …tarafından … isimli geminin kargo tanklarında kullanılan boyanın ayıplı olduğundan bahisle geminin kargo tanklarını birbirinden ayıran levhanın delinmesi sureti ile tanklarda bulunan kimyasal yüklerin birbirine karışmasına yol açtığı iddia edilerek taşıtana ödenen yük zararı ile gemide meydana gelen zararın davalıdan tahsilinin talep edildiği, davaya halefiyet hükümlerine göre sonradan katılan … (…)&#8217;nın ise geminin sigortacısı olup uyuşmazlık konusu hasar nedeniyle sigortalıya tazminat ödeyerek halefiyet hükümlerine göre davaya asli müdahil olduğu taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalının üreticisi ve satıcısı olduğu … gemisinin kargo tanklarında kullanılan boyanın ayıplı olup olmadığı, taşınan malda meydana gelen hasarın boyanın ayıplı olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarında toplandığı, bu durumda uyuşmazlığın çözümünde eser sözleşmesine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı BK&#8217; nin 306. ve devamı maddeleri ile tacirler arasındaki satım ilişkisini düzenleyen 6762 sayılı TTK&#8217;nin 25. maddesinin tatbik edilmesi, ihtilafın genel hükümlere göre çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle davacı … (…) tarafından açılan dava yönünden mahkemenin görevsizliğine, davacı …vekilinin … Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen görevsizlik kararından sonra HMK&#8217;nin 20. maddesine göre süresinde gönderme talebinde bulunmadığı gerekçesiyle de, bu davacının davasının tefrik edilerek, HMK&#8217;nin 20. maddesine göre işlem yapılmak üzere … Anadolu ikinci Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.<br> 6102 sayılı TTK&#8217;nin 5. maddesinin ikinci fıkrasında “Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4&#8217;üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir.” şeklinde düzenleme mevcuttur.<br> Somut olayda, merci tayinine konu uyuşmazlık, geminin sigortacısı olan şirket tarafından davalının üreticisi olduğu boyanın hatalı olması nedeniyle geminin tanklarına zarar vermesi sonucu sigortalıya ödenen hasar bedelinin davalıdan tazmini istemine ilişkin olup, deniz ticaretine ve deniz sigortasını ilgilendiren uyuşmazlığın … Asliye Ticaret Mahkemesinde (Denizcilik Mahkemesi sıfatıyla) görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.<br> SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nin 21 ve 22. maddeleri gereğince … Asliye Ticaret Mahkemesinin (Denizcilik Mahkemesi sıfatıyla) YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 09.05.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.</li></ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakaret ve Tehdit Suçları / 09-04-2015</title>
		<link>https://www.ayhukuk.net/hakaret-ve-tehdit-suclari-09-04-2015/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2020 15:58:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[T.C. YARGITAY KARARLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ayhukuk.net/?p=1454</guid>

					<description><![CDATA[T.C YARGITAY4.Ceza DairesiEsas: 2014/ 35840Karar: 2015 / 26675Karar Tarihi: 09.04.2015 Dava: Hakaret ve tehdit suçlarından şüpheliler K.. O.., S.. B.., İ.. O.., A.. O.., V.. B.., M.. B.. ve A.. B.. haklarında yapılan soruşturma evresi sonunda,&#160;Fethiye&#160;Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 12/03/2014 tarihli ve 2013/3474 soruşturma, 2014/1068 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik, müşteki M. S. tarafından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p> T.C YARGITAY<br>4.Ceza Dairesi<br>Esas: 2014/ 35840<br>Karar: 2015 / 26675<br>Karar Tarihi: 09.04.2015 </p>



<p>

Dava: Hakaret ve tehdit suçlarından şüpheliler K.. O.., S.. B.., İ.. O.., A.. O.., V.. B.., M.. B.. ve A.. B.. haklarında yapılan soruşturma evresi sonunda,&nbsp;<strong><strong>Fethiye</strong></strong>&nbsp;Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 12/03/2014 tarihli ve 2013/3474 soruşturma, 2014/1068 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik, müşteki M. S. tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin,&nbsp;<strong><strong>Muğla</strong></strong>&nbsp;2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2014 tarihli ve 2014/609 değişik iş sayılı kararını müteakip, müştekiler A. S. ve A. S. vekilinin yaptığı itirazın kabulüne ve söz konusu takipsizlik kararın kaldırılmasına dair,&nbsp;<strong><strong>Muğla</strong></strong>&nbsp;1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/05/2014 tarihli ve 2014/769 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/07/2014 gün ve 250717 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:</p>



<p>İstem yazısında; Dosya kapsamına göre,</p>



<p>1-&nbsp;<strong><strong>Muğla</strong></strong>&nbsp;1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/05/2014 tarihli ve 2014/769 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan incelemede:</p>



<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi <strong><strong>Kanunu</strong></strong>nun 271/4. maddesinde, &#8220;Mercin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.&#8221; şeklindeki düzenleme ve söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik müşteki tarafından yapılan itirazın, merci <strong><strong>Muğla</strong></strong> 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2014 tarihli ve 2014/609 değişik iş sayılı kararı ile reddine karar verilmesi karşısında, itiraz konusunda karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde,</p>



<p>2-&nbsp;<strong><strong>Muğla</strong></strong>&nbsp;2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2014 tarihli ve 2014/609 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan incelemede:</p>



<p>Müştekinin, hakaret ve tehdit iddiası üzerine yürütülen soruşturma sonucu şüpheliler hakkında, kamu davası açmaya yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi <strong><strong>Kanunu</strong></strong>nun 160. maddesinde yer alan &#8220;Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.&#8221; şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, müşteki M.&#8217;nin beyanına başvurularak, bu konudaki iddialarının ve delillerinin tespit edilmesi, diğer müştekiler A. ve A.&#8217;ya ait telefon numaralarına ilişkin HTS raporlarının getirtilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.&#8221; denilmektedir.</p>



<p>TÜRK MİLLETİ ADINA</p>



<p>I-Olay:</p>



<p>Hakaret ve tehdit suçlarından şüpheliler K.. O.., S.. B.., İ.. O.., A.. O.., V.. B.., M. B. ve A.. B.. haklarında yapılan soruşturma sonucunda, <strong><strong>Fethiye</strong></strong> Cumhuriyet Başsavcılığının 12/03/2014 tarihli kararıyla, delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik kararı verildiği, mağdur çocuklar Aslı, Arzu ve Muratın velisi olan müşteki M. S.&#8217;nin 17.03.2014 tarihinde, tutuklu olarak bulunduğu cezaevi aracılığıyla bu karara itiraz etmesi üzerine, <strong><strong>Muğla</strong></strong> 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2014 tarihli kararıyla itirazın reddine karar verildiği, bilahare takipsizlik kararının tebliğ edildiği mağdur çocuklar A. ve A. vekilinin, 22.04.2014 tarihinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla takipsizlik kararına itiraz etmesi üzerine, <strong><strong>Muğla</strong></strong> 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/05/2014 tarihli kararıyla, eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle itirazın kabul edilerek takipsizlik kararının kaldırıldığı, bu karardan sonra aynı konuda iki farklı merci kararı ortaya çıktığı gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.</p>



<p>II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:</p>



<p>Aynı konuya ilişkin kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararını, farklı kişilerin itirazı üzerine inceleyerek, birbirinden farklı kararlar veren merci kararlarının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>



<p>III- Hukuksal Değerlendirme:</p>



<p>Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır. Ceza Muhakemesi <strong><strong>Kanunu</strong></strong>nun 172. maddesinde, (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve merci gösterilir.&#8221; hükmüne yer verilmiş,</p>



<p>Aynı Kanunun 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki &#8220;Cumhuriyet Savcısının Kararına İtiraz&#8221; başlıklı 173. maddesinde ise;</p>



<p>&#8220;(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.&#8221; hükümleri düzenlenmiştir.</p>



<p>Yukarıda yer verilen düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, Ceza Muhakemesi <strong><strong>Kanunu</strong></strong>nun &#8220;Soruşturma&#8221; başlıklı 2. kitabında, Cumhuriyet savcısının suç soruşturmasına ilişkin süreci nasıl yürüteceği ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi durumunda, itirazı incelemekle görevli mahkemenin görevleri açık bir şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır.</p>



<p>Bu çerçevede, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen mahkeme, öncelikle itirazı usul yönünden denetleyerek, kararın suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilip bildirilmediğini, kararda itiraz hakkı, süresi ve mercinin doğru bir şekilde gösterilip gösterilmediğini, itiraz edenin suçtan zarar gören sıfatının olup olmadığı ile süresinde itirazda bulunup bulunmadığını inceleyerek, bu aşamadan sonra esasın incelenmesine geçecek ve kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir. Ancak Anayasanın 141/3. maddesinde de belirtildiği üzere, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılması gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda, mağdur çocuklar Aslı, Arzu ve M&#8217;nin velisi olan müşteki M. S.&#8217;nin 17.03.2014 tarihinde, tutuklu olarak bulunduğu cezaevi aracılığıyla takipsizlik kararına itiraz etmesi üzerine, itirazı inceleyen <strong><strong>Muğla</strong></strong> 2. Ağır Ceza Mahkemesince, kararın farklı ilde bulunan mağdur çocuklar vekili avukat R. K.&#8217;ye de tebliğe gönderildiği ve bu kişinin de karara itiraz hakkının bulunduğu gözetilerek, itiraz süresinin dolması beklenip, mağdurlar vekili tarafından yapılan itiraz dahil tüm başvurular ile bunlarda dile getirilen görüş ve iddialar birlikte değerlendirilip, sonucuna göre şüphelilerin hukuki durumunu belirlemesi gerekirken, mağdurlar vekilinin itiraz dilekçesi dosyaya girmeden önce, eksik inceleme sonucu ve yeterli gösterilmeden ret kararı verildiği görülmektedir. Buna karşın, mağdur çocuklar A. ve A. vekilinin, 22.04.2014 tarihinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla gönderdiği itiraz dilekçesi üzerine, dosyayı inceleyen <strong><strong>Muğla</strong></strong> 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise, suçtan zarar gören ve itiraz hakkı bulunan tüm tarafların dosya içerisinde bulunan dilekçelerini inceleyerek, itirazla ilgili 16.05.2014 tarihinde kararını verdiğinden, bu kararın usul ve esas yönünden yerinde olduğu, <strong><strong>Muğla</strong></strong> 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.04.2014 tarihli kararında mağdurlar vekilinin itirazı değerlendirilmemiş olduğundan, suçtan zarar görenler vekili sıfatıyla avukat R. K.&#8217;nin takipsizlik kararına itiraz yetkisinin bulunduğu, bu itiraz üzerine <strong><strong>Muğla</strong></strong> 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen karar ile ilk merci kararının hüküm niteliği bulunmadığından, CMK&#8217;nin 223/7. maddesi uyarınca, &#8220;Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.&#8221; hükmü çerçevesinde değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, kanun yararına bozma isteminin kısmen kabulüyle, usul ve yasaya aykırı olan <strong><strong>Muğla</strong></strong> 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.04.2014 tarihli kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>



<p>IV- Sonuç ve Karar:</p>



<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı&#8221;nın kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce kısmen yerinde görüldüğünden,</p>



<p>1- <strong><strong>Muğla</strong></strong> 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/04/2014 tarihli ve 2014/609 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK&#8217;nin 309. maddesi uyarınca bozulmasına,</p>



<p>2- <strong><strong>Muğla</strong></strong> 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/05/2014 tarihli ve 2014/769 değişik iş sayılı kararına yönelik bozma isteminin reddiyle, bu karar doğrultusunda soruşturmanın tamamlanması için dosyanın mahalline iadesine, 09.04.2015 tarihinde oy birliği ile, karar verildi. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
